Amerika dahil herkesin kaybedeceği savaş

10.04.2022

Ukrayna hakkında ilk makalem Ağustos 1991’de bağımsızlık ilanından günler sonra yayınlandı, “Hoş geldin Ukrayna” başlığı taşıyordu. Otuz yılı aşkın süredir kaleme aldığım yazılarda temel bakışım hemen hiç değişmedi.

Ukrayna için doğru hedef, Kırım dahil 1991’deki toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını koruyarak Avrupa’yla bütünleşmek olmalıdır. Güçlü realiteler nedeniyle böyle bir bütünleşme Rusya’yla uzlaşma temelinde gerçekleşmelidir. O nedenle NATO dahil askeri ittifaklar içinde yer almamalı ama dış ilişkilerini özgürce seçebilmelidir.

Bu yaklaşım aynı zamanda, Avrupa ile Rusya arasında er veya geç olması gereken tarihi uzlaşmanın önkoşullarından biridir. Ukrayna, o büyük uzlaşmayı tahrip etmenin aracı değil, Avrupa ve Doğu Slavlarını (Rusya, Ukrayna, Belarus) birleştiren köprü olmalıdır. Avrupa’nın ve tüm Doğu Slavlarının ortak çıkarlarının gereği budur.

Rusya tarihinin en zor sorusu Rusların öz kimliğine ilişkindir. Rusların kendileri bile henüz buna tam cevap verebilmiş değildir. Rusya’nın büyük liderlerinden Mihail Gorbaçov, Sovyet bloğunun dağıldığı günlerdeki veciz ifadesiyle Rusya’nın yeri “ortak Avrupa evidir” demişti. Kısa süre önce vefat eden ABD’nin ilk kadın Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, 2000’de Moskova’da başa geçen Vladimir Putin’in de öyle düşündüğüne tanıklık eder.

Buna karşılık Washington, “Rusya hariç herkesi kapsayan Avrupa” siyasetinin öncülüğünü yaptı, NATO genişlemesiyle Soğuk Savaş sonrası Rusya’nın kuşatılması başladı.

Birçok kimse George Kennan’ı Amerika’nın gelmiş geçmiş en yetenekli Rusya uzmanı kabul eder. Soğuk Savaş döneminde Sovyetler’e karşı uygulanan çevreleme (containment) stratejisinin mimarı Kennan’dır. O başarılı uygulama sayesinde Sovyet bloğu tek kurşun atılmadan son buldu.

ABD Senatosu 1998’de NATO’nun Doğu Avrupa’da Rusya’ya karşı genişleme planını kabul ettiğinde, Kennan’ın tarihi sözleri şöyleydi:

“Bunun yeni bir Soğuk Savaş’ın başlangıcı olduğunu düşünüyorum. Ruslar buna adım adım sert tepki verecek ve siyasetleri etkilenecek. Bunun trajik bir yanılgı olduğunu düşünüyorum. Hiçbir şekilde buna gerek yoktu. Hiç kimse hiç kimseyi tehdit etmiyordu… İnsanlar anlamıyor mu? Soğuk Savaş sırasında bizim farklılığımız Sovyet Komünist rejimine karşıydı. Ve şimdi biz, tarihin en önemli kansız devrimini yaparak Sovyet rejimini bitiren o insanlara sırtımızı dönüyoruz… Kuşku yok ki buna karşı Rusya’dan kötü bir tepki gelecek, ondan sonra (NATO genişlemesini savunanlar) diyecekler ki, bak biz size her zaman dememiş miydik, işte Rusya hep böyledir – ama bu tamamen yanlış.”

Kehanet gibi bu sözler aynı zamanda, 24 Şubat’ta Rusya’nın başlattığı saldırının tahrik edilmiş olduğunun Amerika’nın bir numaralı Rusya uzmanı tarafından tescilidir.

Rusya’nın kesintisiz itirazlarını duymak istemeyen Amerika yoluna devam etti, 2008’de Ukrayna’nın NATO üyeliği başvurusunu kabul edildi. Fransa ve Almanya karşı çıktı, ama Amerika’nın dediği oldu.

2005’de başkanlık seçimlerini kazanan Batı yanlısı Viktor Yuşçenko’dan sonra 2010’da, Avrupa ve Rusya ilişkilerini dengelemek isteyen Rusya yanlısı Viktor Yanukoviç başkan seçildi. 2013 sonunda başkent Kiev’in ana meydanında başlayan gösteriler giderek yayıldı, eğitilmiş silahlı aşırı milliyetçi güçler ile polis arasındaki çatışmalar çıktı, 100’den fazla insan öldü. Kendisinin ve ailesinin militanlar tarafından öldürüleceği istihbaratı üzerine yurt dışına kaçan Yanukeviç, 2014’de iktidardan düşürüldü. Olaylara Avro Meydan veya Onur Devrimi adı verildi.

Söz konusu olan kusursuz bir darbeydi ve önde gelen dış destekçisi Amerika’ydı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland ve başka Amerikalı diplomatların Kiev sokaklarında Yanukeviç’in devrilmesi için koşuşturduğunu herkes gördü.

Nuland’ın 28 Ocak 2014’de Kiev’deki ABD Büyükelçisi Geofreyy Pyatt’la telefon görüşmesi kayda alındı, halen YouTube’dan izlenebilir. Nuland, yeni hükümet için destekledikleri üç başbakan adayının adlarını sıralar, en uygun gördüklerinin Arseniy Yatsenyuk olduğunu söyler. Kimlerin hükümette yer almaması gerektiğini isimleriyle bildirir. Nuland’ın dedikleri oldu, 30 gün sonra Yatsenyuk başbakanlığa atandı.

Biden yönetimi Nuland’ı tekrar Dışişleri Bakan Yardımcısı yaptı ve halen o görevdedir. Seçilmiş Cumhurbaşkanı’nın darbeyle devrilmesine verilen açık destek, Amerika’nın Ukrayna’da amacının demokrasi olmadığını göstermeye herhalde yeter.

Ukrayna’nın NATO başvurusunun kabulü ve ardından ABD destekli darbe Rusya açısından yeterli gerekçeydi, konuyu yakından izleyenler için sürpriz olmayacak şekilde Kırım ve Donetsk bölgesine el koydu. Ukrayna parçalandı.

Rusya’nın hamlesine zemin hazırlayan Amerika’nın sert tepki göstermesi mümkün değildi, sadece ılımlı yaptırımlar uygulandı. Kırım ve Donbas’ın kopmasıyla Ukrayna’da Rusya yanlısı nüfus azaldı, henüz üye olmadığı halde Ukrayna’ya NATO’nun askeri yardımları aktı. Yardımların “yıllardır sürdüğünü” ve yoğun kapsamını NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg kısa süre önce açıkladı.

O arada İngiltere, biri Odesa yakınında diğeri Azak Denizi’nde iki donanma üssü inşa etmeye başladı.

Bizim önerilerimiz doğrultusunda bir Ukrayna siyasetini savunan pek çok uzmandan biri, ABD’nin Dışişleri Bakanlarından Henry Kissinger’dir. O yaklaşım Rusya’nın 2014’de Kırım ve Donbas’ı almasından sonra da geçerliydi.

Nitekim The Wall Street Journal gazetesinin önemli haberine göre, Almanya Başbakanı Olaf Scholz 19 Şubat’ta, savaş başlamadan sadece günler önce, Ukrayna lideri Volodimir Zelenski’yi aradı ve aynı öneriyi yaptı. Ukrayna NATO üyeliğinden vazgeçmeli ve askeri tarafsızlığı kabul etmeliydi. Zelenski ret etti.

Scholz’un çabasından kısa süre önce “Yaklaşan savaş çılgınlığını durdurmanın yolu, Ukrayna’nın NATO dışında kalması” başlıklı yazımda aynı çözümü önermiştim.

Savaş başladıktan kısa süre sonra Rusya, büyük ölçüde Scholz’un teklifine yakın bir barış taslağı sundu. Ukrayna kabul edecek gibi görünüyordu. Ama Batı içinde yine görüş ayrılığı var.

Fransa ve Almanya’dan farklı olarak, ABD ve İngiltere barış anlaşmasını değil savaşın uzamasını tercih ediyor. Genelkurmay Başkanı Mark Milley, Amerika’nın yıllarca sürecek bir savaşa hazırlandığını açıkladı.

Ukrayna’da şimdi izlediğimiz trajedi, kolay önlenebilecek bir savaştı.

Aynı zamanda hiçbir tarafın kazanamayacağı savaştır.

Ukraynalılar kahramanca savaşıyor ama en büyük yıkımı ve kaybı onlar yaşıyor. Mevcut müzakereler barış anlaşmasıyla son bulursa Kırım ve Donbas hariç toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını koruyabilecek. Amerika ve NATO’nun telkinleriyle savaşa devam ederse, büyük olasılıkla bu kez Ukrayna’nın kaç parçaya ve nasıl bölüneceği gündeme gelecek.

Rusya herhalde beklediğinin çok üstünde kayıplar verdi ve umduğu askeri hedeflere ulaşamadı. Yaptırımlar ekonomisine zarar verecek. Savaşın nasıl son bulacağına bağlı ağır risklerle karşı karşıya.

Yaptırımlar, Avrupa’nın adım adım Rusya’nın ucuz doğal kaynaklarından vazgeçmesi demek. Almanya’da son bir ayda enflasyon %5,1’den %7,3’e yükseldi, artış sürecek. Ucuz kredi kullanmış on milyonlarca tüketicinin iflasını önlemek için Covid ardından yeni bir parasal genişleme dalgası daha gelebilir.

Muhtemel sonuçlar refah azalması, Avrupa’nın ekonomik rekabet gücünün törpülenmesi, sağ ve sol popülist partilerin güçlenmesi olacak. Amerika’nın Ukrayna siyaseti Avrupa’nın çıkarlarıyla tam uyum içinde değil.

Olumlu bir gelişme Almanya’nın savunma harcamalarını ciddi ölçüde artırması. Böylece AB’nin ekonomik lideri Almanya ile Fransa, kıtanın güvenlik sorunlarında beraberce daha etkili rol oynayabilecek. Fransa, nükleer silahlara ve BM Güvenlik Konseyi’nde devamlı temsil hakkına sahip tek AB ülkesi.

2008’de Ukrayna’nın NATO başvurusunun kabul edilmesinden itibaren son 14 yılda yaşanan görüş ayrılıkları gösteriyor ki, Almanya-Fransa önerilerine daha çok kulak verilseydi, bugün Ukrayna krizi kesinlikle daha olumlu bir noktada olacaktı.

Sadece ABD’nin dış politikası değil, iç politikası da Avrupa’nın kendi kaderine daha çok sahip çıkmasını gerektiriyor. Washington’da yarın tekrar Donald Trump veya daha radikal bir başkanın göreve gelme olasılığı az değil.

Şimdi herkes Avrupa Güvenlik Sistemi’nin çöktüğünü konuşuyor. Bu ay içinde muhtemelen yeniden Fransa Cumhurbaşkanı seçilecek Emmanuel Macron, o çöküşün nedenini şu ana kadar en net ifade eden Avrupalı lider oldu: “Bizim kıtamızda kapsamlı bir güvenlik mimarisi inşasına Rusya katılmadığı sürece, kalıcı barış inşa etmek imkansızdır. Tarih ve coğrafya bunu emreder.”

Macron bu sözleri Ukrayna savaşının devam ettiği günlerde söyledi.

Eski başbakan ve İtalya’nın en itibarlı devlet adamlarından Romano Prodi kısa süre önce yayınladığı dikkat çekici makalede aynı yaklaşımı vurguladı: AB stratejik konularda kendi kaderine daha çok sahip çıkmalı, dört büyük ülke Almanya, Fransa, İtalya, İspanya işbirliği ve liderlik yapmalıdır.

*     *     *

Diğer tüm taraflar gibi bu savaşta Amerika da kaybedecek.

1990’ların başında Sovyet bloğu dağıldı, Soğuk Savaş bitti, ABD tek küresel güç kaldı.

Siyasal bilimci Francis Fukuyama ünlü kitabında, ‘tarihin sonuna’ vardığımızı ilan etti (1992). “İnsanlık, ideolojik evrimin son noktasına ulaşmış” ve bir yönetim biçimi olarak liberal demokrasinin evrensel geçerli tek yönetim biçimi olduğu kanıtlanmıştı.

Tek kutuplu dünyada rakipsiz güç Amerika o yıllarda, dilediği yörede ‘evrensel liberal demokrasiyi’ askeri yoldan yayma hevesine kapıldı. Amerikan tarihinin en uzun savaşı 2001’de Afganistan’da başladı. 2003 Irak işgaliyle Ortadoğu tarihinin en kanlı savaşlarından biri yaşandı. Suriye, Libya maceraları dahil bitmek bilmeyen savaşların hepsi felaketle sonuçlandı.

Prof. John Mearsheimer buna ‘liberal hegemonya hayali’ der. Dünya liderliği iddiasıyla yürütülen kesintisiz savaşlara seçmen tepkisi, “Önce Amerika” diyen Donald Trump’ı 2016’da iktidara taşıyan başlıca neden oldu.

“Büyük Satranç Tahtası” kitabının yazarı Zbigniew Brzezinski, Avrasya’yı kontrol eden dünyayı kontrol eder görüşünü savunur (1997). O günlerde bir TV programında “satranç sadece iki kişiyle mi oynanır?” sorusuna Brzezinski verdiği cevapta, Amerika’nın yapması gerekeni anlatıyordu:

– Hayır, satranç tek kişilik oyundur. Kendi hamlenizi yaptıktan sonra tahtayı çevirir, diğer tarafın hamlesini yaparsınız. Bu oyunda ‘başkası’ yoktur.

2020’de Başkan seçilen Joe Biden’ın dış politika çizgisi, Amerikan siyaset argosunda “liberal enternasyonalist” olarak bilinir. Bu sıfat, liberal demokrasiyi savunanların, o amaçlar için başka ülkelere müdahale etme hakkını kendinde gördüğü anlamına gelir. O inanışa göre ABD istisnai bir devlettir ve dünyaya liderlik etmesi zorunluluktur. Nitekim Biden seçilmeden önce ve sonra defalarca “Amerika, liderliğini dünyaya tekrar gösterecek” demişti.

Şimdi Biden, arkasında ‘uluslararası toplum’ dediği ülkeleri toplayarak, tek başına dünya liderliği yapmak istiyor. Tek başına satranç oynamak istiyor.

Ama Brzezinski günlerinden bu yana köprünün altından çok sular aktı. Dünya artık çok kutuplu. Hızla güçlenen Çin, kendisini toparlamış Rusya veya Hindistan, Brezilya gibi güçlenen orta boy devletler var.

Rusya tek kişilik satranç oyununu ret etti, savaşa gitti. Belli ki Çin de kabul etmeyecek.

Biden’ın amacı Rusya’ya diz çöktürmek, yere sermek, mümkünse rejim değişikliği. Çin’e karşı yürütülecek jeopolitik mücadeleden önce Rusya’yı saf dışı bırakmak istiyor.

Bu amaçla elinde silah olarak kullandığı başlıca üç araç var: Yaptırımlar, dünyanın rezerv parası dolar ve ödemeler sistemi SWIFT.

Yaptırımların başarısız kaldığı şimdiden belli oldu.

Biden 27 Mart’ta resmi twitter hesabı POTUS’dan “uyguladığımız eşi görülmemiş yaptırımlar sonunda Ruble neredeyse anında çöp oldu” (Ruble reduced to rubble) müjdesini vermişti.

Savaştan önce 81 Ruble olan dolar, bugün 80 Ruble. Yani Ruble dolara karşı cüzi de olsa değer kazandı!

Avrupa halen Rusya’dan petrol, gaz ve kömür almaya devam ediyor. Avrupa’nın bu kalemler için Rusya’ya ödediği miktar, zıplamış fiyatlar nedeniyle, şimdi günlük 1,0 milyar dolar civarında.

Avrupa Rusya’dan ithalatını önümüzdeki aylar veya yıllarda sıfırlamak istiyor. Ama Avrupa savaş günlerinde böylesine büyük alımlar yapıyorsa ve ihtiyaçlarını başka şekilde karşılayana kadar devam edecekse, diğer ülkelerin Rusya’yla ticareti durdurması nasıl talep edilebilir?

BM oylamasında dünya ülkelerinin büyük çoğunluğu doğru olanı yaptı, Rusya’nın saldırısını kınadı. Ama dünyanın en büyük ikinci ekonomisi Çin, dünyanın en büyük demokrasisi Hindistan, Brezilya, Meksika, İslam ülkeleri dahil 100’den fazla ülke yaptırımlara katılmıyor.

Barış anlaşması yapıldığında yaptırımların uygulanabilirliği iyice zayıflayacak, Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğu bile herhalde devam etmeyecek. Amerika’nın “yıllarca sürecek savaş” hesabının bir nedeni bu.

Rusya’nın ihracatı büyük ölçüde gaz, petrol, kömür, tahıl, metaller gibi emtia ürünlerine dayanıyor. Türkiye’den farklı olarak, bu ürünlerde ithal girdi oranı neredeyse sıfır. Rusya’nın ihracatı Batı’nın yaptırımları nedeniyle durmayacak, yön değiştirecek.

Rusya ekonomisi elbet zarar görecek, ama çökmeyecek.

Amerika’nın ünlü yatırım bankası Goldman Sachs, Rus ekonomisinin bu yıl %10 küçüleceğini, gelecek yıl büyümeye devam edeceğini ve 2023 başında ihracatın eski düzeyini yakalamasını öngörüyor.

Biden yönetiminin ikinci silahı, Rusya’nın rezervlerinin dolarda tutulan kısmını dondurmak oldu. Bu da rezervlerin yaklaşık yarısı. Bunun anlamı, Amerikan Merkez Bankası’nın bastığı dolarda tutulan birikimlerin, parayı basanın taahhüdüne aykırı olarak, sıfırlanması.

Dolar bugün dünyanın pratik olarak tek rezerv parası. Ülkeler birbirleriyle yaptığı alış verişleri karşılıklı olarak dolar üzerinden denkleştiriyor ve birikimlerini/borçlarını genellikle dolar üzerinden yürütüyor.

Şimdi dünya ülkeleri doların güvenilir rezerv para olmadığını gördü, hızla yeni çözümler üretilecek.

Altın veya başka paraların rezerv olarak kullanılması hızlanacak. Başta Çin parası Yuan (Renminbi, RMB) olmak üzere. Ülkeler kendi paraları ile ticarete öncelik verecek. Amerikan doları, rezerv para tekelini elinde tutamayacak.

İlk işaretler görülüyor. Rusya, gaz satış bedelini Avrupa’nın Ruble ile ödemesini istiyor. Gaz alan Avrupalı firmalar Rus bankalarında Ruble hesabı açacak, dolar veya Avro devre dışı kalacak. Ayrıca Ruble’nin değeri altına bağladı.

Bir başka kritik gelişme, Suudi Arabistan Çin’e petrol satışını dolar değil Yuan (Renminbi) üzerinden yapmaya karar verdi.

Biden yönetimi kendi ayağını vurdu. Barack Obama’dan bir alıntı yapalım. Biden’ın eski patronu, niçin sert yaptırımlara başvurmadığını 2015’de şöyle açıklamıştı:

 “Dünyadaki her büyük gücün dış politikasını, ekonomi ve enerji politikasını biz dikte edemeyiz. Bunun denemek için bile… Çin gibi ülkeleri Amerikan finansal sisteminin dışına çıkarmamızı gerektirir. Bunlar bizim borçlarımızı satın alan başlıca ülkeler olduğu için, bu tür uygulamalar kendi ekonomimizde şiddetli bozulmaları (severe disruptions) tetikler ve o arada doların dünyanın rezerve parası rolünün uluslararası düzeyde sorgulanmasına yola açar.”

Obama’nın dediği gibi, Amerikan ekonomisi zarar görecek. Amerika, çok ucuza ve kolayca borçlanma olanağını büyük ölçüde yitirecek. Bugün milli gelirinin %130’u kadar on trilyonlarca dolar borçlanmayı böyle yürütüyordu.

Biden’ın üçüncü silahı bazı Rus bankalarının SWIFT dışına çıkarılması oldu. SWIFT esasen uluslararası para transferleri için kullanılan bir mesaj sisteminden ibaret. Amerika’nın denetimi altında olduğu için Washington dilediği ülkeleri veya bankaları sistem dışına atıyor.

Benzer durum o silah için de geçerli. Alternatif mesaj sistemleri arayışı artacak, ABD’nin SWIFT tekeli de hızla son bulacak. Herhalde hiç kimse, parasını göndermek için Amerika’nın (veya başka bir ülkenin) iki dudağı arasındaki kararların rehini olmak istemez.

Rusya ve Çin kendi mesaj sistemlerini yıllardır işletiyordu, muhtemelen işbirliğine gidecekler ve o sistem yayılacak. Herkes için en doğrusu, birden fazla para transfer sistemi kullanmak. Rekabet her zaman iyidir.

Liberal demokrasinin ana hedeflerinden biri barışı korumaktır. Ama Biden yönetimi Ukrayna krizinde, barış için gereken çabayı göstermedi, göstermiyor. Çünkü aradığı liberal demokrasi değil, liberal hegemonya.

Reel politika açısından Amerika’nın yapması gereken, Çin’e karşı Rusya’yı yanına almaya çalışmaktı. Yine Prof. Mearsheimer’ın ifadesiyle, bu prensip uluslararası ilişkiler okullarında birinci sınıfta okutulan derslerde öğretilir. Biden yönetimi tersini yaptı.

O kadar çok yanlış yapıldı ki, günün sonunda Amerika kaybeden taraflardan biri olacak.

Biden’ın veya onun çizgisinde bir başka adayın tekrar seçilme şansı olduğunu düşünmüyorum. Daha başkanlık döneminin yarısına gelmeden topal ördek gibi görünüyor.

Umarım Biden’dan sonraki başkanlar, etrafa parmak sallayarak tek başına satranç oynama hayalinden vazgeçer.

%d blogcu bunu beğendi: