AKP bitti – bilinmeyen, gidene dek Türkiye’ye ne kadar zarar vereceği

26.11.2021

AKP bitti, ilk seçimde gidecek.

Bu zihniyetin 21. yüzyılda Türkiye gibi bir ülkeyi taşıyabilmesi artık söz konusu bile değil.

Ama henüz bilmediğimiz, AKP serüveninin Türkiye’ye vereceği ağır zararların nihai faturasının ne olacağı.

Başta muhalefet partileri herkesin görevi, bu zararı asgari düzeyde tutmaya çalışmak olmalı.

Dilerim ki bilanço, ne kadar ağır olursa olsun sadece ekonomik zararlarla sınırlı kalır. Çünkü ekonominin önemli bir özelliği, iyi yönetildiği andan itibaren hızla düzelmesidir. Hızla kendini toplayıp zararları telafi edebilme yeteneğidir.

Ama bir de telafisi mümkün olmayan tahribatlar vardır. AKP’nin eşi görülmemiş berbat yönetimi resmen son bulmadan önce dilerim o tür tahribatları yaşamayız.

*     *     *

2013 başından 23 Kasım’a kadar doların TL dolar karşısında değerinin %85’ini kaybetti. Halkın cebindeki her 100 TL’nin değeri, 15 TL’ye düştü.

Parasının değeri bu kadar eriyen başka ülke dünyada yok. Doğrudan savaş içinde olanlar hariç.

Aynı dönmede kişi başına gelir 12,600 dolardan 8,500 dolara düştü. Fakirleşme %33. Halk yaşam düzeyinin üçte birini kaybetti.

Aynı dönemde dünyada bu kadar hızlı fakirleşen başka ülke yok.

Dünya ortalamasının %17 üstündeydik, %22 altına düştük (Dünya Bankası verileri).

Bu korkunç sonuçların nedeni, AKP’nin yürekler acısı yönetimi. 100 yıllık Cumhuriyet tarihinde bu denli liyakatsiz ve akıl dışı ekonomi yönetimi görülmedi.

Halen dünyanın en beceriksiz ekonomi yönetimi Türkiye’de.

Niçin?

Çünkü ekonomi yöneten zihniyet akıl ve bilgi temelinde değil, ideolojik saplantılara göre hareket ediyor.

Bunun adı Siyasal İslamcılık. Siyasi amaçlar için İslam’ın istismar edilmesi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 22 Kasım akşamı yaptığı konuşma tarihi önem taşıyor. Orijinal metinden bazı özetler:

– Yıllarca dünya ortalamalarının çok üzerinde faiz oranlarıyla borçlanmak zorunda bırakılan bir ülke olduk. Bu yüksek maliyet karşılığını, kendi siyasi ve güvenlik politikalarımızı izlemeye kalktığımızda şantaja maruz kalarak aldık.

– Ülkemizi denklemin dışına itmek isteyenlerin kur, faiz ve fiyat artışları üzerinden oynadıkları oyunu görüyoruz.

– Küresel finans çevrelerinin, ülkemizi bunca zamandır ekonomik boyundurukları altında tutanların ve onların içerideki tetikçilerinin şimşeklerini üzerimize çektiğimizin de elbette farkındayız. Ama ülkemizin ve milletimizin ekonomik kurtuluşu için bu mücadeleyi vermemiz gerekiyor.

– Allah’ın yardımı ve milletimizin desteği ile bu ekonomik kurtuluş savaşından da zaferle çıkartacağız.

Akla, modern edebiyatın ilk romanı kabul edilen ve 400 yıl önce Cervantes’in kaleme aldığı Don Kişot başyapıtı geliyor. Çok fazla şövalye hikayesi okuduğu için aklı kuruyan Don Kişot, bir deri bir kemik kalmış atına biner, elinde uzun mızrak hayali düşmanlarla savaşa başlar.

Don Kişot’un yenilgiler ve hayal kırıklığıyla son bulan hem komik hem trajik mücadelesi, dünyayı olduğu gibi değil hayal dünyasında kurguladığı gibi görmekten kaynaklanır.

Bu nefis yapıt sayesinde “yel değirmenleriyle savaşmak” ifadesi, hayali düşmanlarla kavganın ve hayal dünyasında kendini yücelterek kahramanlaştırma çabasının özdeyişi olarak hemen hemen bütün dünya dillerine yerleşti.  

Yukarıda özetlediğimiz görüşlerin ekonomiyle ilgisi yok. Hepsi ideolojik değerlendirme. Çünkü ekonomi öğretileri akılcı (rasyonel) ilkeler üzerine kuruludur ve yönetimi de o temelde olmalıdır.

Az gelişmiş üçüncü dünya ülkelerinde yaygın bu görüşlerin AKP özelindeki esas kaynağı Siyasal İslamcılık.

Ekonomide bugün en çok tartışılan sorun, yüksek enflasyona rağmen politika faizinin düşürülmesi.

Çünkü Erdoğan, “faiz sebep, enflasyon sonuçtur” diye düşünüyor. Öyle inanmasının nedeni dini dogma temelli. Ekonomide böyle bir prensip yok.

Erdoğan’ın “Nass ortada dururken sana bana ne oluyor?” sözleri bunu açıkça gösteriyor. Tartışma ideolojik.

Halkımızı enflasyona ezdirmeyeceğiz arzusuyla akıl dışı kararlar alan AKP iktidarı, şimdi ülkeyi korkunç bir enflasyon sarmalına sürüklüyor.

En üsttekilerden en alttakine, herkes fakirleşecek. Ama en büyük bedeli en alttaki kesimler ödeyecek.

Yoksulluk ve işsizlik artacak. Şirketler küçülecek. Bir zamanlar Avrupa’nın en sağlam finans kurumları arasında yer alan bankalarımızın mali yapıları korkarım ki bozulacak.

Şu an yaklaşık %30 olan AKP’nin oyu ilkbahar aylarında %20 civarına düşebilir.

Ekonominin bu noktaya sürükleyen, 2011-12’den bu yana ekonomiyi yöneten ideolojik zihniyet.

Ama bugün Türkiye’nin krizi ekonomiden ibaret değil.

Türkiye uluslararası ilişkilerde yine Cumhuriyet tarihi boyunca görülmemiş bir tecrit içinde. Bölgesinde ve Batı’da hemen herkesle kavgalı veya bozuk ilişkilere sahip.

Çünkü 2011-12’den itibaren Türkiye’nin dış politikasına yön veren ilkeler değişti.

Son dönemdeki tamir gayretleri çok geç, etkisi çok az ve çok yavaş ilerliyor.

AKP iktidarının ilk dönemi dahil 2011’e kadar 88 yıllık geleneğimizde birinci ilke, dış politikaya milli çıkarların yön vermesiydi. İkincisi, özgürlükçü demokrasiyi benimsediğimiz için Batı ittifakı içinde yer almamızdı.

2011’den sonra AKP hepsini alt üst etti.

Ankara’nın dış politikasına yön veren birinci ilke ideoloji oldu. Ortadoğu politikasını belirleyen en önemli değer İhvancılık olarak öne çıktı.

İhvancılık, Mısır’da çıkmış Arap ülkelerinin çoğuna yayılmış bir Siyasal İslamcı hareket. Bizle ilgisi yok, gayri milli.

Ama AKP iktidarı Mısır, Sudan, Libya, Suriye, Suudi Arabistan, Katar, BAE dahil tüm Ortadoğu politikasını gayri milli bir ideoloji olan İhvancılık temelinde şekillendirdi.

Batı’yla ilişkilerimizi belirleyen, yine ideolojik Batı düşmanlığı oldu. Mesela Fransa Cumhurbaşkanı “faşisttir”, Alman siyasetçiler “Nazi uygulaması yaparlar”, tüm Avrupa kıtası “ırkçı ve faşisttir.”

Kavram ve kelime hazneleri de çok geniş değil!

ABD ise Türkiye’ye dönük bütün tehditlerin kaynağıdır, kaçınılmaz bir çöküş içindedir.

AKP’nin Batı’yı algılaması böyle.

Hemen işaret edelim, ileri sürülen ucuz demagojilerin aksine, 2011’e kadar AKP dahil Türkiye’yi yönetenler, dış politikada olsun ekonomide olsun bağımsız hareket etmekten hiçbir zaman ödün vermedi.

Dış politikada bugünkü ideolojik yaklaşım ve dil Cumhuriyet dönemi boyunca hiç görülmedi.

Niçin böyle oldu?

Çünkü ekonomi yönetiminde “faiz neden, enflasyon sonuçtur” sözcükleriyle kendini ifade eden ve dış politikayı yöneten zihniyet aynı.

İkisi de aynı nedenle batağa saplandı: Akılcılıktan bağını koparmış ideolojik zihniyet.

Ekonomi gibi ölçülebilir olsaydı, dünyada en kötü yönetilen dış politika da Türkiye’de çıkabilirdi. Belki bir araştırmacı bunu ölçmeye çalışır. Mesela kendi bölgesinde ve dünyada en çok kavgalı, en çok tecrit edilmiş ülke dünyada hangisi diye.

Dünyada en kötü yönetilen ekonomi ile en kötü yönetilen dış ilişkilerin aynı ülkede birleşmesi beni ürkütüyor.

Umarım bu tehlikeli karışım nedeniyle içinden geçmekte olduğumuz dönemden kalıcı zararlar görmeden çıkarız.

Dilerim Ege’de, Akdeniz’de, Suriye’de veya başka yerlerde kalıcı tahribatlar yaşamdan sağ salim güvenli sulara ulaşırız.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: