Almanya seçimleri Türkiye için hayırlı ve olumlu sonuçlar doğurabilir

25.09.2021

Pazar günü Almanya’da son on yılların belki de en çekişmeli ve sürpriz dolu genel seçimleri yapılıyor.

Kampanya döneminde parti oylarında baş döndürücü iniş çıkışlar yaşandı. Başbakanlık için büyük avantaj sağlayan birinciliği son beş ayda üç farklı parti yakaladı.

Şimdi son anketler, Avrupa’nın en büyük ekonomisi Almanya’da seçimlerden sonra kurulacak hükümetin, büyük olasılıkla Türkiye açısından olumlu sonuçlar doğuracağına işaret ediyor.

Çünkü yeni Berlin hükümeti, Türkiye’de demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları açısından muhtemelen mevcut Merkel hükümetinden daha duyarlı hareket edecek.

Bu da AKP iktidarında Türkiye’nin son yıllarda vahim boyutlara ulaşan yanlış gidişinin düzelmesi açısından güçlü bir siyasi teşvik anlamına geliyor.

Böyle bir gelişme elbette hayırlı ve Türkiye’nin çıkarına olacak.

*     *     *

Güvenilir anketlerin ortalaması olarak, seçime iki gün kala en önde giden üç partinin oyları şöyle:

SPD (Sosyal Demokratlar): %25
CDU (Hıristiyan Demokratlar, CSU dahil): %22
Yeşiller: %16

Ama yılbaşında Başbakan Angela Merkel’in partisi CDU açık ara birinciydi ve diğer iki partinin toplamından fazla oy alıyordu (Şubat başı):


CDU: %36


Yeşiller: %19

SPD: %15

Ülkenin en büyük eyaleti Kuzey Ren Vestfalya’nın Başbakanı Armin Laschet, Ocak’ta CDU parti başkanlığına seçildi. Merkel’in silik karbon kopyası Laschet, Nisan’da partinin başbakan adayı gösterildi.

Ancak CDU’nun Bavyeralı kardeş partisi CSU lideri Markus Söder de başbakan adaylığını istiyordu. Parti içinde ve seçmen nezdinde Laschet’in iki katı desteğe sahipti.

Parti merkezinde etkili kıdemli siyasetçiler, Laschet’i tercih etti. İç çekişmelerle beraber CDU belli bir kırılma yaşadı.

Bahar aylarında Yeşiller yükselişe geçti. 41 yaşındaki sempatik Annalena Baerbock’un Nisan’da partinin başbakan adayı ilan edilmesinden sonra yükseliş sürdü.

O günlerde Merkel’in koltuğuna bir başka kadın oturacak gibi görünüyordu. “Almanya’da tarihi değişim rüzgarı esiyor” diye yazmıştık. Mayıs’ta Yeşiller CDU’yu geçti:

Yeşiller: %25

CDU: %24

SPD: %15

Hıristiyan Demokratlar iç çekişme, Sosyal Demokratlar kimlik krizi yaşıyordu. Yeşiller tarihi bir fırsat yakalamıştı. AB’nin ekonomik dinamosunda başbakanlığı alabilirlerdi.

Üstelik yaz aylarında Almanya sel baskınlarıyla sarsıldı. Yaşanan felaket, çevre ve iklim değişikliğiyle doğrudan ilişkiliydi. Bu problemleri de en iyi Yeşiller biliyordu.

Ama fırsatı kullanamadılar. Bir dizi küçük skandallar Baerbock’u sallamaya başladı. Hazırladığı özgeçmişte (CV) abartılı ifadeler kullanmıştı. Yazdığı kitapta, başvurduğu kaynakları yeterince göstermemişti. Bir vergisini geç ödemişti, vs.

Oyları hızla düşmeye başladı.

Ama oy kaybının asıl nedeni o küçük skandallardan çok, eleştirileri doğru göğüsleyememesi oldu.

Bana karşı çamur atma kampanyası yürütülüyor dedi, işi avukatına havale etti, yaptıklarını kabul etmedi, sorulara açık cevaplar vermedi, konuyu başka yerlere çekmeye ve kaçmaya çalıştı.

Özetle siyasi tecrübesizliğin kurbanı oldu.

Almanya’nın en çok okunan hafta sonu gazetesi Bild am Sonntag, bir sayfanın neredeyse tamamını boş çıkardı, üstüne “Bayan Baerbock, bu sayfayı sana ayırmıştık” diye manşet attı. Gazete defalarca aramış, sorular yöneltmiş, ama Baerbock hep “hayır” demiş, kaçmıştı.

Temmuz ortasında CDU on puan farkla birinciliğe otururken, Sosyal Demokratlar hala yerinde sayıyordu:

CDU: %29


Yeşiller: %19

SPD: %16

Ne var ki, 200’e yakın insanın hayatını kaybettiği sel felaketiyle beraber CDU’nun oyları da inişe geçti.

Sel nedeniyle yapılan bir toplantıda Almanya Cumhurbaşkanı konuşurken, CDU başbakan adayı Laschet, yanındakilere şakalar anlatıp kahkahalar atarken kameraya yakalandı. Üstelik toplantı, kendisinin Başbakan olduğu ve sellerde büyük kayıplar yaşayan eyalette yapılıyordu.

Yeşiller ve CDU’yu terk eden seçmen bu kez Sosyal Demokratlara yöneldi. Partinin başbakan adayı Olaf Scholz halen Merkel hükümetinde Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı.

Scholz 18 yaşından bu yana SPD üyesi ve deneyimli bir siyasetçi. Ama pek çok çevrede renksiz, sıkıcı ve risk almayan bir bürokrat gibi algılanıyor. Kampanya dönemi boyunca en büyük başarısı, dikkatli konuşup az hata yapmak oldu.

Son seçimlere göre partisinin oyunu %4-5 civarında artırmış görünüyor. Televizyonda yapılan son iki liderler tartışmasını birinci tamamladı.

Beklenmedik son sürprizler olmazsa, Sosyal Demokratlar ipi en önde göğüsleyecek.

Yeni hükümet SPD adayı Scholz veya CDU adayı Laschet başkanlığında kurulacak. Yeşillerin adayı Baerbock o şansı yitirdi.

Görünen üç hükümet seçeneği var.

Birinci ve en güçlü ihtimal, seçimde oyunu yükselten iki partinin bir ortak daha alarak hükümet kurması. Yani Scholz başbakanlığında SPD, Yeşiller ve Hür Demokratlar (FDP) koalisyonu.

2017’de %8,9 alan Yeşiller, her şeye rağmen oylarını iki katına yakın artırdı. Büyük olasılıkla yeni Berlin hükümetinin ikinci güçlü partisi olacaklar.

FDP’yle anlaşma olmazsa, koalisyona Sol Parti girebilir.

İkinci ihtimal, CDU adayı Laschet’in, Yeşiller ve FDP’yle hükümet kurması.

CDU, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yapılan hiçbir seçimde %30 altına düşmedi. 1949’dan bu yana en kötü seçim sonucunu almaları bekleniyor. Bu koşullarda ve 2017’deki %32,9 oyun üçte birini yitirdikten sonra hükümet başkanlığını sürdürmeleri seçmen tercihleriyle pek uyumlu görülmeyecek. Muhalefete geçerek iç yenilenme ve güçlenme yollarını aramayı tercih edebilirler.

Üçüncü ve en uzak ihtimal büyük koalisyon, yani SPD-CDU hükümeti. Mevcut Merkel hükümetindeki iki partinin yerlerini değiştirerek kuracağı SPD-CDU koalisyonu, herhalde her iki partiye de pek çekici gelmeyecek.

Almanya’da koalisyon kurma süreci, Türkiye’den daha farklı işliyor. Türkiye’de genellikle partiler bakanlık pazarlığı ve dağılımında anlaşınca koalisyon oluşurdu.

Almanya’da koalisyon kurulurken, tüm uygulama politikaları üzerinde bütün ortaklar arasında mutabakat aranıyor. Bazen koalisyona katılma kararı, 2017’de olduğu gibi, partiler içinde yoğun tartışılıyor ve parti içi oylamalar yapılıyor.

2017 seçimlerinden sonra bu süreç Almanya’da 6 ay sürdü.

*     *     *

Almanya’daki seçim sonuçlarının Türkiye’ye etkisini neler olabilir? Öngörü için, öncelikle üç büyük partinin Türkiye politikasına bakalım.

Sosyal Demokratların seçim bildirgesinde, Türkiye’ye “Avrupa komşuluk politikasını geliştirmek” başlığı altında yer veriliyor, AB adaylığından hiç söz edilmiyor. Kısa ifadeler şöyle:

“Türk hükümetinin iç ve dış politikadaki yönelimini kaygıyla gözlemliyoruz. Türkiye hukuk devleti, demokrasi ve uluslararası hukuk ilkelerine uymak zorunda. Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye arasında, bu konuların da eleştirel bir bakış açısıyla ele alınacağı diyaloğun yoğunlaştırılması ivedilik gerektiriyor.”

Hristiyan Demokratlar (Hıristiyan Birlik partileri CDU/CSU), seçim programında Türkiye’ye daha ayrıntılı yer veriyor.

Türkiye’nin AB üyeliğine karşı oldukları açıkça yazılmış: “Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği bizimle söz konusu olmayacaktır.” Programa göre bunun nedeni, Türkiye’nin demokrasi, hukuk devleti ve insan haklarına saygı gibi AB’nin temel değerlerinden uzaklaşmış olması.

Mevcut adaylardan sadece Batı Balkan ülkelerinin AB’ye üye olabileceği vurgulanıyor.

Türkiye’yle yakın ilişkilerin Almanya’nın çıkarına olduğuna işaret eden Hıristiyan Demokratlar, ilişkileri “yeni bir düzen” ve “yeni bir anlaşma” çerçevesinde yürütmek istiyor. O amaçla Türkiye’nin siyasi liderliği ile “açık, eleştirel ve yapıcı bir diyalog” öneriyorlar.

Yeşiller de seçim bildirgesinde Türkiye’ye geniş yer veriyor. Türkiye için hedefi “AB üyeliği için görüşmelerin yeniden başlatılması” olarak belirlemişler; ama bunun ancak Türkiye’de demokrasi ve hukuk devletine kesin bir dönüşle mümkün olabileceği vurgulanıyor.

Demokrasi ve temel haklara duyarlı Yeşiller, “Türkiye’de demokrasi ve hukuk devleti, eşitlik ve insan hakları için mücadele edenlerin yanında duruyoruz” diyor. 

Bildirgede, siyasi tutukluların serbest bırakılması, Kürt sorununda diyalog ve çözüm sürecine dönülmesi, AKP iktidarının “agresif” dış politikadan vazgeçmesi, İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönülmesi gibi beklentilere yer veriliyor.

Baş mimarı Merkel olan AB-Türkiye mülteci anlaşması, Yeşiller’in en çok eleştirdiği konulardan ve bu anlaşmayı iptal etmek istiyorlar.

Üç büyük partinin bildirgesinde yer alan Türkiye politikası, aslında Almanya’yı biraz olsun izleyenler için sürpriz unsur pek içermiyor ve partilerin izlediği siyasetin devamı niteliğinde.

Hıristiyan Demokratlar, Türkiye’deki demokrasi ve hukuk gerilemesini kayda geçirse de, o konularda pek kaygılı değiller. Hatta Türkiye’nin AB penceresi kapandığı için, içten içe memnuniyet dahi duyuyor olabilirler. En sert örneğini mülteci anlaşmasında gördüğümüz gibi, neyin Almanya’nın çıkarına olduğuna inanıyorlarsa neredeyse sadece onu dikkate alıyorlar.

Türkiye’de demokrasi ve hukuk devletinin üçüncü dünya ülkeleri düzeyine göçmesine karşı en sert eleştiri yapan büyük Alman partileri Sosyal Demokratlar ve Yeşiller. Listeye Sol Parti de ilave edilmeli.

Üç partinin toplam oyunun %13-14 civarında artması bekleniyor. Bu sonuç bir şekilde Berlin’in yeni politikasına yansıyacak.

Yansıma en güçlü, en yüksek ihtimal senaryoda görülecek: SPD ve Yeşiller ikilisinin FDP veya Sol Parti’yle hükümet kurması.

Türkiye’de hukuk devleti ve demokrasinin yeniden inşası yönünde AB’nin lideri Almanya’dan gelecek siyasi teşvik, Türkiye için hayırlı ve olumlu bir gelişme olacak.

Yeni Berlin hükümeti herhalde ancak 2022’de işbaşı yapabilir. Aynı yıl veya 2023’de yapılacak seçimlerde, Türkiye’deki anketlere göre, AKP büyük olasılıkla kaybedecek ve yeniden demokrasi inşasını hedefleyen bir iktidar işbaşına gelecek.

Yeni Berlin hükümeti, Ankara’daki olası yeni iktidar için olumlu bir fırsat anlamı taşıyacak.

Almanya’daki partilerin ayrıntılı Türkiye programı var.

Almanya politikası bir yana, acaba bizim iktidar ve muhalefet partilerimizin ayrıntılı bir AB politikası var mı?

Seçimlerden sonra Ankara’da iktidara gelecek olası yeni hükümetin, “nerede kalmıştık, haydi AB müzakerelerine kaldığımız yerden devam edelim” deme şansı yok.

Çünkü köprülerin altından hem Türkiye’de hem AB’de çok sular aktı.

Türkiye için kapsamlı ve nüanslı yeni bir AB siyasetine şiddetle ihtiyaç var.

Ancak bunu henüz hiç kimseden duymadık.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: