Seçim geliyor, iktidar dağılma, çürüme ve panik içinde

14.08.2021

Cumhurbaşkanlığı ve Meclis seçimleri hızla yaklaşıyor. Kritik seçimler büyük olasılıkla 2022 ilkbahar veya sonbaharında yapılacak.

Bu takvime göre, gelecek yıl bu günlerde ya seçimler tamamlanmış ya da seçim kampanyası başlamış olacak.

AKP iktidarı uzun süredir düşüş içinde. Ama geriye gidiş son aylarda şiddetlendi. İktidar dağınıklık, çürüme, panik ve gerçeklerden kopuş sinyalleri veriyor.

Her şeyin kötüye gittiğini görüyorlar ama çaresizler.

Seçmen durumun farkında. Bir araştırmaya göre halkın %82’si ülkenin yanlış yolda ilerlediğini düşünüyor. Aynı araştırmada bu oran sadece beş ay önce %65’ti. Artış %17.

Orman yangınları ülkenin ne kadar kötü yönetildiğini hiç görmek istemeyen gözlere bile gösterdi. Yangın mücadelesi yapacak uçak filosu yok!

Belli ki AKP’nin karar vericileri, yangın mücadele uçaklarını itibar kazandıran nesneler olarak görmemiş!

Türkiye, yeryüzünde hiçbir ülkenin kaldıramayacağı büyük göçmen dalgalarıyla karşı karşıya. Sosyal dengeler, iç barış ve ekonomi tehdit altında.  İktidar şaşkın, dağınık ve çelişkili açıklamalar yapıyor.

İktidar sadece siyasi değil kültürel, entelektüel ve ahlaki düzlemlerde çaresiz bir görüntü içinde.

Yandaş medya yaratmak için kamu bankalarından milyarlarca dolar kaynak kullanıldı. Basın İlan Kurumu parasını, hiç okunmayanlar dahil sadece yandaş gazetelere akıtıyorlar.

Medyanın en az %90’ı AKP vesayetine girdi.

Ama dünyanın hiçbir demokratik hukuk devletinde gazete yöneticisi veya gazeteci denmeyecek kişilerin elinde iktidarın propaganda aygıtına dönüşen kapıkulu medyanın inandırıcılığı ve ülke gündemini belirleme yeteneği neredeyse sıfırlandı.

Suç örgütü liderlerinden Sedat Peker’in, isim ve ayrıntı vererek anlattığı şok edici olaylar iktidarın ne denli bir çürüme içinde olduğunu gösterdi. Bugüne dek 100 milyondan fazla izleyici toplayan açıklamaların en azından büyük bölümü doğru görünüyor. Kamuoyu da öyle düşünüyor.

Dış ilişkilerde AKP’nin Türkiye’yi içine düşürdüğü eşi görülmemiş tecrit, artık ciddi bir milli güvenlik sorunu oluşturuyor.

Bunu kendileri de görüyor ve panik içinde kararlar alıyorlar. Amerika ve tüm müttefiklerin hızlı ve koşulsuz çekilme kararı aldığı Afganistan’a asker gönderme kararı böyle bir paniğin ürünü. Üstelik Amerika’nın parası ve siyasi desteği altında!

Panik yaygın. Mesela muhalefetin sadece “128 milyar dolar nerede?” yazılı afişlerini kolluk kuvvetlerine toplatıyorlar. Böylece, o sloganın daha çok duyulmasına ve yayılmasına hizmet ediyorlar!

Ama 2022 bitmeden erken seçimi zorlayacak asıl neden ekonomi.

*  *   *

Tipik iktidar propagandasına göre ekonomi iyiye gidiyor. Mesela “Dünya ve AB ülkeleri 2020’de küçülürken, Türkiye büyüdü.”

Ama gerçekler AKP masalarının tam tersi.

Türkiye ekonomisi 2020’de sadece TL bazında büyüdü. Uluslararası kıyaslamaların tek ölçütü olan döviz bazında küçülme ve fakirleşme 2020’de devam etti.

Üstelik Türkiye 2020’de Avrupa ve tüm dünya ülkelerine kıyasla da fakirleşti, makas açıldı.

Türkiye 2013’den bu yana, 2020 dahil, istisnasız her yıl mutlak anlamda fakirleşti. 2013’te 12.600 $ olan kişi başı gelir 2020’de 8500 $’a düştü. Mutlak fakirleşme %33. İnsanlar refah düzeylerinin üçte birini kaybetti.

Gerçek fakirleşme daha derin ve en az %40. Dolar’ın değerinde 2013’ten sonra meydana gelen kayıp dikkate alınmalı. Ülkede yaşayan 7 milyon civarında göçmen değişik iktisadi faaliyette bulunuyor, katma değer yaratıyor ama kişi başına gelir hesabında o nüfus hesaba katılmıyor.

Kişi başına gelirin 15-16 yıl öncesine gerilediğini, yaklaşık 2005 düzeyine indiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

2013-2020 arasında Türkiye’de kişi başına gelir, Avrupa Birliği ortalamasının %37’sinden %25’ine düştü. Avrupa’yla aramızdaki uçurum büyüdü.

Belki en önemlisi, Türkiye’de refahın %33 gerilediği bu dönemde dünya ortalaması yükseldi. Bu veriler açıkça bazı ülkelerin diğerlerinden daha başarılı olduğunu gösteriyor.

Türkiye en başarısız ülkeler arasında.

2013’te dünya ortalamasının %17 üstünde olan kişi başı gelir, 2020’de dünya ortalamasının %22 altına düştü. Korkunç bir gerileme.

İster Avrupa ister dünya ortalamasını esas alın, halkın yaşadığı fakirleşme büyük.

Yukarıdaki tüm verileri Dünya Bankası resmi sitesinden aldım.

Yaşanan fakirleşmenin bir başka önemli göstergesi, Türk parasının ürkütücü değer kaybı. 2013’ten günümüze (2.1.2013 ve 6.8.2021 arası), %50-50 Dolar ve Avro sepetine karşı 1 TL’nin değeri 0,545’ten 0,108’e düştü.

Yani 7,5 yılda TL, değerinin tam %80’ini kaybetti. Para pul oldu!

7,5 yılda parasının değeri %80 buharlaşan bir ekonominin başarılı olması mümkün mü?

Kötü ekonomi yoktur, kötü yönetilen ekonomi vardır. Ekonomi tamamen yönetilen bir olgudur.

Sıcak savaş ve ambargo yaşayan ülkeler hariç, daha kötü yönetilen ekonomi dünyada yok. AKP yöneticilerine sormak isterim.

Halkı yedi yılda %40 fakirleştirmeyi nasıl başardınız?

Türk parasının değerinin %80’inin uçup gitmesini nasıl becerdiniz?

Hem 7,5 yılda milli paranın değerinin %80’inin yok ettiler, hem milli ve milliyetçiyiz diyorlar!

Fakirleşme, işsizlik ve gelir adaletinin bozulması genellikle kol kola gider. Şimdi AKP iktidarında işte bunu yaşıyoruz.

Ülkede her üç kişiden biri işsiz. Türkiye artan nüfusuna iş bulamıyor.

Gelir eşitsizliği giderek artıyor ve son 10 yılın en kötü noktasında.

2020 verilerine göre, en yüksek gelire sahip % 20’lik grubun, en düşük gelire sahip % 20’lik grubun gelirine oranı, en yüksek katsayı olan 8,0 katına çıktı.

Üstelik bu veriler iktidarın sıkı denetimi altındaki TUİK’e göre!

AKP ekonomiyi yönetemiyor. Bir başka bir açık kanıt hayat pahalılığı.

Son verilere göre, yıllık tüketici enflasyonu %19’a fırladı. Bir ay önce %17,5 idi.

Üstelik bu da TUİK’in resmi verilerine göre. Mızrak çuvala sığmıyor.

Türkiye, 190 civarında dünya ülkesi arasında hayat pahalılığının en şiddetli olduğu 13 ülkeden biri. En kötüler asında Venezuela, Arjantin, Sudan gibi iflas etmiş veya Suriye, Lübnan, İran gibi sıcak savaş ve ambargo yaşayan ülkeler var.

Daha kötüsü, son bir ay içinde üretici enflasyonu %42,9’dan %44,9’a çıktı. Bu dehşet verici sayılar, tüketici enflasyonunun önümüzdeki aylarda herhalde tırmanmaya devam edeceğini gösteriyor.

Yüksek faiz ve düşük TL değerine rağmen ne doğrudan yabancı yatırım ne portföy (borsa) yatırımı geliyor. Aksine, sermaye dışarı kaçıyor.

Birkaç hafta önce büyük reklamı yapılan 4. Yargı Reform Paketi TBMM’den geçti. Ancak pakette yargı bağımsızlığını sağlayacak hiçbir adım yok.

İktidarın, kararlarını beğenmediği hakimleri sürmesini önleyecek coğrafi teminat yok.

Hakimler Savcılar Kurulu’na bağımsızlık yok.

Ama savcılara ve Sulh Ceza hakimlerine soruşturma aşamasında ‘emir ve talimat’ vermek serbest.

AKP’nin amacı iç ve dış kamuoyunun gözünü boyamak. Yargıda reform yapıyormuş izlenimi verip, vesayet ipini sıkı şekilde elinde tutmaya devam etmek.

Hukuk güvencesinin bulunmadığı, yargının siyasi vesayete mahkum olduğu ülkeye yabancı yatırımcı gelir mi?

Önümüzdeki bir yıl içinde cari açığı kapatmak ve mevcut borçları döndürebilmek için (anapara artı faiz) yaklaşık 220 milyar dolara ihtiyaç var.

Bu para nasıl bulunacak?

Merkez Bankası döviz rezervi eksi 40 milyar dolar.

Dış borç alabilmek için Türkiye, mesela komşumuz Yunanistan veya Bulgaristan’ın ödediği faizin 4-5 kat fazlasını ödemek zorunda.

Türkiye ekonomisi yüksek riskli görülüyor ve kredi veren kurum, sadece o krediyi sigorta etmek için %3,8 gibi aşırı yüksek prim ödüyor (CDS). Buna diğer masrafları ve kârını ilave ediyor. Avrupa’nın en zayıf ekonomilerinden Yunanistan için aynı prim %0,7.

Söylemde faize en çok karşı çıkan AKP iktidarı, dünyanın en yüksek faizlerinden birini ödüyor.

Milletin alın terini dünyanın en yüksek faizlerini ödeyerek yabancı bankalara aktaran bir iktidar, milli ve milliyetçi olabilir mi?

İsviçre’nin Basel kentinde, finansal suçlarla mücadeleyi hedefleyen Basel Institute of Governance (BIG) adlı bağımsız bir kurum var. Özellikle kara para aklama konusunu izliyorlar. BIG’e göre Kafkasya bölgesi ile Rusya, Ukrayna dahil tüm Avrupa ülkelerinin oluşturduğu toplam 45 ülke arasında, kara para aklama puanı en kötü olan Türkiye.

İsveç’in en büyük bankalarından SHB, birkaç ay önce bazı ülkeleri kara listeye aldı ve o ülkelerle her türlü para işlemini durdurdu. Bunlardan biri Türkiye.

Ülkeye yabancı sermaye gelmesi bir tarafa, bu banka Türkiye’ye veya Türkiye’den 1,000 dolar havale işlemi bile yapmıyor.

Durum o kadar vahim.

*  *   *

İktidar işlevini yitirdi, yönetemiyor, kurumların içini boşaltıyor ve kutuplaşma peşinde.

Türkiye, cumhuriyet döneminin en ağır krizinden geçiyor.

Çok parçalı muhalefetin işbirliği yapmadan seçimleri kazanması ve ülkeyi yönetmesi mümkün değil. Hangi formüle göre mutabakata varacak ve işbirliği yapacaklar, herhalde 2022’de göreceğiz.

Umutlarımız ülkenin bu derin krizi aşması.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: