Türkiye’nin NATO üyeliği sürdürülebilir değil

06.03.2021

Türkiye önce Avrupa’nın ana politik yapısı AB’den koptu. Aday ülke sıfatı resmen devam ediyor, ama fiilen bitti. Bilindiği gibi buna ‘sözde aday’ diyorlar.

Son günlerde bazı AB liderleriyle yapılan görüşmeler veya açılmaya çalışılan yeni sayfanın üye adaylığıyla hiçbir ilgisi yok. AB ile AB dışındaki Türkiye’nin yeni ilişki biçimi oluşuyor.

Türkiye ardından Batı’nın ana askeri yapısı NATO’dan fiilen koptu. Benzer şekilde, hâlâ resmen üye ama üyeliği büyük ölçüde kağıt üstünde.

Önümüzdeki dönemde Türkiye-NATO arasındaki yeni ilişki şeklinin tartışıldığını ve muhtemelen yeniden şekillendiğini göreceğiz. O tartışma Washington’da başladı bile. Sanıldığı gibi Joe Biden yönetimiyle değil, daha önce.

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Suudi Kralı Abdülaziz Selman ve Irak Başbakanı Mustafa Kazımi ile görüşen ABD Başkanı Biden, henüz Ankara’yı aramadı. Bunun tek nedeni S-400’ler değil.

Batı’nın iki ana yapısından kopuşun temel nedeni, Ankara’nın kullandığı diplomasiye yakışmayan üslup veya S-400’ler değil. Bunlar da önemli ama temel neden, 2013’den bu yana Türkiye’nin hukuk devleti, özgürlükler ve demokraside yaşadığı eşi görülmemiş bozulma.

Hukuk devleti olmadan özgürlük olmaz. Özgürlük yoksa demokrasi yoktur. 21. yüzyılda hukuk devleti olmadan hiçbir ülkenin AB veya NATO üyeliği sürdürülebilir değildir.

Tersten bakalım. Türkiye bugün AB ve NATO üyeliği için başvuru yapsaydı ne cevap alırdı? İki başvuru da dosyanın kapağı açılmadan ret edilirdi.

Ankara geçen hafta göz boyama amacıyla insan hakları reform paketi açtı. Normal bir demokraside gözaltına dahi alınmayacak siyasetçiler, gazeteciler, muhalif kabul edilenler siyasi yönlendirme sonucu yıllardır hapiste tutuluyor. Anayasa’nın emredici hükümlerini dahi uygulamıyorlar. Anayasa’nın uygulanması için reform paketi mi gerekiyor?

O paketin açıldığı gün, Batı’nın en itibarlı kurumlarında Freedom House, Dünyada Özgürlük 2021’ raporunu yayınladı. Rapor, Türkiye’nin ürkütücü fotoğrafını yansıtıyor.

Dünya ülkeleri üç grupta toplanıyor: Özgür, Kısmen Özgür ve Özgür Olmayan ülkeler. 100 üzerinden 31 puan alabilen Türkiye, Afrika ve Asya’nın en az gelişmiş ülkeleriyle beraber Özgür Olmayanlar kümesinde yer alıyor.

Bir zamanlar diktatörlerin yuvası olan tüm Latin Amerika’da, Venezuela hariç, Özgür Olmayan ülke yok, hepsi bizden daha iyi.

Gana, Nijerya, Kenya, Tanzanya, Güney Afrika, Nijer, Madagaskar, Mozambik, Zambiya gibi büyük Afrika ülkelerinin hemen hepsi özgürlükler açısından Türkiye’den daha ilerde.

Pakistan, Hindistan, Bangladeş, Endonezya, Malezya, Filipinler gibi yüksek nüfuslu Güney Asya ülkelerinin hepsi Türkiye’den daha iyi durumda.

Özgürlükler açısından Fas, Tunus, Lübnan, Ürdün, Kuveyt gibi Arap ülkelerinin bile gerisinde Türkiye.

Rapora göre, son 10 yıl içinde tüm dünyada özgürlüklerin en çok gerilediği ülke Mali, ikinci en çok gerileyen Türkiye!

AB üyesi ve aday 33 ülke içinde Özgür Olmayan tek bir örnek yok. NATO üyesi 30 ülke içindede yok. Türkiye hariç! AB-NATO ülkeleri içinde özgürlük sıralamasında en altlarda yer alanların (Arnavutluk, Karadağ, Makedonya) özgürlük puanı, Türkiye’nin iki katı!

Söz konusu olan tek bir olumsuz değerlendirme değil. Dünyanın en itibarlı bağımsız kurumlarının yayınladığı hemen tüm yayınlar Türkiye için karanlık sonuçlar gösteriyor.

Dünya Ekonomik Özgürlük Raporu 2020’ye göre, bağımsız yargı konusunda Türkiye, en dipteki ülkeler arasında. Dünya Adalet Projesi’ne göre, mahkemelerin siyasi iktidara bağımlılığı açısından dünyada en kötü durumdaki beş ülkeden biri. Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi 2020’ye göre, 180 ülke arasında 154. sırada.

Bunların sorumlusu kim?

Özgürlükler ve hukuk devleti açısından Gana, Tunus ve Filipinler’in açık ara gerisine düşmüş Türkiye, “birey özgürlükleri ve hukuk devleti ilkeleri üzerine kurulu” NATO’da nasıl üye kalmaya devam edebilir? Bu mümkün mü?

Hukuk ve refah arasındaki bağlantı çok açık. 2020’de ekonomi TL bazında %1,8 büyüdü, ama uluslararası ölçümlerde esas alınan dolar bazında -%5,8 küçüldü. Kişi başına gelir -%6,7 azaldı. 2013-2020 arası yedi yılda, kişi başına gelir kesintisiz her yıl düştü, toplam fakirleşme -%43 oldu. Kitlelerin refahının neredeyse yarısı buharlaştı, yok oldu.

Cumhuriyet döneminde böyle bir fakirleşme yaşanmadı. Dünyada son yedi yılda bu kadar refah kaybına uğrayan başka ülke yok. Demokrasi ve hukuk devleti doğru yola girmeden, ekonominin gelişme yoluna girmesi mümkün değil.

Türkiye dostu Fıransız diplomat Marc Pierini’nin sorusu basit: “Türkiye’de yargı böylesine siyasallaşmış olacaksa, Avrupalı şirketler önümüzdeki yıllarda nasıl yüzlerce milyon avro tutarında yatırım yapabilir?”

Şimdi NATO üyeliğinin fiilen derin dondurucuya girmesiyle, önümüzdeki yıllarda Türkiye ciddi güvenlik riskleriyle karşılaşacak.

İdeolojik saplantıların içerde ekonomiyi tahrip ettiğini, dışarda ülkeyi eşi görülmemiş bir bölgesel tecride sürüklediğini bu tabloya ilave etmek gerek. 135 milyar dolar satışının ve rezervlerin sıfırın altına düşmesinin nedeni “faiz neden, enflasyon sonuçtur” saplantısı.

Mısır, Sudan, İsrail, Suriye, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri’ni hasım yapıp Doğu Akdeniz’de ürkütücü bir yalnızlığa düşmemizin nedeni, Müslüman Kardeşler saplantısı.

Ülkelerin jeopolitik ilişkileri, çıkarların ve değerlerin sentezi üzerine kurulur. Çıkar-değer dengesi elbet koşullara göre değişebilir. Ama çok ender durumda bunlardan sadece biri dış politikayı tek başına belirleyen etken olur.

Ancak AKP iktidarının 2011 seçimlerinden sonra demokratik değerlerden kopması, AB ve NATO’yla ilişkileri bozan en önemlineden oldu.

Seçimlere kadar kalan yaklaşık iki yıllık süre Türkiye için ağır ekonomik ve jeopolitik risklerle dolu. Çıkış yolu sadece demokrasi ve hukuk devleti ile mümkün. Ama işleyen bir demokrasi AKP iktidarının sonunu getireceği için, kaçıyorlar.

AKP iktidarı ne yapacak? Rusya-Çin eksenine mi kayacaklar? Bu da gelecek yazımızın konusu.

Türkiye’nin NATO üyeliği sürdürülebilir değil” için 2 yorum

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: