Biden dönemi için kavramlar: Düşüş, dışlanma ve derin dondurucu

13.02.2021

Yeni Başkan Joe Biden döneminde ABD-Türkiye ilişkileri için düşüş, dışlanma ve derin dondurucuya koyma gibi kavramlar herhalde sık kullanılacak. Hatta tüm Batı dünyasıyla ilişkiler için.

Bu kavramlar önce semboller dünyasında göründü. Washington’da dış politikayı şekillendiren bir ve iki numara, Başkan Biden ve Dışişleri Bakanı Tony Blinken onlarca mevkidaşı ile görüşürken Ankara’nın yeri aşağılara kaydı.

Elbette hiç kimse Avrupa kıyısındaki 85 milyonluk bir ülkeyi yok sayamaz. İlişkiler belli ölçülerde sürecek. Hangi durumda hangi kavramın uygun düşeceğini ve ilişkilerin ne ölçüde yürüyeceğini Ankara’nın kararları ve reel politik belirleyecek.

Pek çok reel politika alanında AKP iktidarı kendini köşeye sıkıştırdı. MSB Hulusi Akar’ın ima ettiği S-400’leri derin dondurucuya koyma çözümü, iki çok kötü seçenekten daha az kötü olanı. Tabii, depoya koyup “ihtiyaç olunca kullanacağız” kısmı sadece görüntüyü kurtarmak için.

S-400 iptali olumlu bir adım olur, ama AKP’nin umut ettiği (ve bazı uzmanların önerdiği) ‘büyük pazarlık’ gerçekçi değil. NATO’da Türkiye dahil tüm üyelerin imzaladığı silah standartları kararları var. En hayati silahlardan biriyle ilgili uyumsuz hamlenin iptali, niçin başka konularda pazarlık için örnek oluştursun?

Yaptırımlar kalkar. Ama F-35 programına eski koşullarda dönüş zor. Güvensizliğin derinleştiği durumlarda sorunlar zamana yayılır ve koşullara bağlanır. F-35’lerin teslim tarihi uzatılıp yeni koşullar getirilebilir.

Suriye’de Ankara’nın hayal ettiği uzlaşma zemini bulunmuyor.

S-400’ler derin dondurucuya girmezse, NATO üyeliği girebilir. Tıpkı AB üye adaylığı gibi. Bunun diğer adı ‘sözde üyelik’. Washington’da bu kavramı telaffuz eden sadece Blinken değil.

Türkiye Avrupa Konseyi’nden dışlanabilir. Süreç, önceki örneklerden (Azerbaycan) daha hızlı işleyebilir. Halkbank davası şiddetli sarsıntılar doğurabilir. Biden yönetiminin 2021 için planladığı demokrasiler konferansı toplanırsa, Ankara dışarda kalabilir.

Washington’da gelişmeler, başkanlık seçimlerinden hemen sonra 8 Kasım’da yaptığımız değerlendirmeler yönünde ilerliyor. Biden’ın yanındaki iki kıdemli isim olarak vurguladığımız Tony Blinken ve Milli Güvenlik Danışmanı Jack Sullivan, en önemli üç görevden ikisine geldi. Dış politika, aynı değerlendirmede Blinken’e atfen vurguladığımız üç anahtar sözcük etrafında şekilleniyor: Liderlik, işbirliği ve demokrasi.

Biden, 4 Şubat’ta ilk dış politika konuşmasını bu kavramlar üstüne kurdu. Dünyanın içinde bulunduğu koşullarda Amerika tekrar küresel liderlik işlevine dönecek. Siyasi dayanak, yeniden hayatiyet kazanacak NATO ve diğer ittifaklar olacak. İşbirliği, hukukun üstünlüğü ve özgürlükçü demokrasi değerleri üstüne inşa edilecek.

Dünyada Ekonomik Özgürlük Raporu 2020 kısa süre önce yayınlandı. Kullanılan çok sayıda parametreden biri olan ‘bağımsız yargı’ konusunda Türkiye en diplerde, 162 ülke arasında 133. sırada. Daha altta Bangladeş, Kongo, Kamboçya gibi genellikle gelişmişlik düzeyi zayıf Afrika ve Asya ülkeleri var.

Rapora göre, savaşta yıkılmış Suriye ve Yemen hariç, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki Arap ülkelerinin hepsi yargı bağımsızlığı açısından Türkiye’den daha iyi durumda.

Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Ahmet Altan gibi AİHM davaları artık dosyalar ve kanıtlar üzerinden yürüyen hukuki süreçlerden çok, Batı’nın en yüksek hukuk kurumlarından birine ve kendi AYM kararlarına karşı Ankara’daki iktidarın sürdürdüğü intikam oyununa dönüşmüş durumda.

Değerli bir hukukçumuzun belirttiği gibi; yürütme, yasama ve yargı erklerinin birleştiği yerde demokrasi yoktur, hürriyet yoktur, istibdat vardır.

Stratejik önemi veya Rusya eksenine kaçmaması gerekçesiyle, demokrasi yolundan sapmış Türkiye’nin Batılı kurumlar içinde kalması sürdürülebilir değil.

40 veya 60 yıl önce Türkiye askeri rejimler tarafından yönetilirken öyleydi. Şimdi 21. yüzyılın üçüncü on yılında AKP iktidarının ülkeyi aynı noktaya getirmesi hüzün verici. Sadece Türkiye değil, adalet duygusundan nasiplenmediği ortaya çıkan AKP’li İslamcılar için de hüzün verici.

Ama artık koşullar farklı.

Rusya ekseni diye bir varlık yok. Rusya o kapasiteye sahip değil. Varşova Paktı dağıldı, tüm üyeleri Batı’ya katıldı. Sovyetler Birliği’nin 15 cumhuriyetinden 14’ü ayrıldı. Tek başına kalan Rusya’yı dengelemek için Batı’nın Türkiye’ye ihtiyacı şimdi çok daha az.

Türkiye’nin ekonomisi 650 milyar $, yaklaşık 8,5 milyon nüfuslu İsviçre kadar. Önemi azalmış İncirlik ve muhtemelen daha kritik Malatya Pirinçlik üslerine seçenek bulmak kolay.

Türkiye’nin Ortadoğu’da ağırlığı kalmadı. Şimdi en büyük değeri üzerinde yaşadığı coğrafya. Çok şükür izlenen kötü politikalar coğrafyayı değiştiremiyor!

Ankara’da bazı siyasi çevreler, 1990’ların başında Türkiye’nin stratejik ağırlığını kullanarak, gerekirse kritik NATO kararlarına karşı veto tehdidine başvurarak, AB’ye üye olmayı tasarlıyordu. Bunun olamayacağını hicivli bir dille anlatmaya çalışmıştım. 2020’lerde o ağırlık, NATO içinde kalmaya dahi yetmeyebilir.

NATO sözleşmesinin dibacesinde “demokrasi, birey özgürlükleri ve hukuk devleti ilkeleri üzerine kurulduğu” yazıyor. Yargı bağımsızlığı açısından, fiilen askeri istihbarat örgütünün yönettiği Cezayir’in, savaşın dağıttığı Irak’ın ve yeni askeri darbe yaşamış Mısır’ın gerisinde kalan Türkiye, nasıl NATO’da devam edecek?

Türkiye’nin demokrasiye dönmesi gerekiyor. İlk sorun, hukuk devleti ve ifade özgürlüğü işlemeye başlarsa, AKP’nin iktidarda kalması neredeyse imkansız.

Ayrıca, AKP’nin gerçekten “geleceğini Avrupa’da” gördüğü inandırıcı değil. Medyadaki en has sözcülerine göre ”Amerika totaliter bir ülke” veya “Batı çöküş içinde, Doğu yükseliyor.”

Tam bu noktada ikinci sorun başlıyor. AKP’li karar vericiler ve yakın çevreleri dünyayı olduğu gibi algılamakta sorun yaşıyorlar.

Doğru, Çin büyük bir güç. Ama “Batı batıyor” söylemi Çin Komünist Partisinin basit propagandası. Batı ittifakının temelini oluşturan 35 civarındaki ülkenin ekonomisi, dünya ekonomisinin %60’ı. Çin %16 ve tek müttefiki Kuzey Kore. Rusya % 2. Bilim ve teknolojide Batı’nın üstünlüğü daha da büyük. Diğer 150’den fazla ülkenin büyük çoğunluğu Batı’ya daha yakın. Batı’nın üstünlüğü en az on yıllarca sürecek.

Evet, AKP’nin kanatları altına topladığı ve sürekli Batı karşıtlığı pompalayan medyanın görevi sadece propaganda. Kararların alınmasında sivrisinek vızıltısı kadar ağırlığı yok.

Ancak politika oluşturmada üst düzey görevleri olanlar çok daha tutarlı değil. Bunlardan birinin önerisine göre, ikna amacıyla “ABD’nin olası Rusya’yı sınırlandırma hamlesinde” Türkiye’nin “kritik önem” taşıdığı Biden yönetimine hatırlatılmalı imiş!

Biz de, aynı kişinin S-400’leri savunduğunu hatırlatalım. Meğerse S-400’ler Rusya’yı sınırlandırma hamlesi için alınmış!

Türkiye egemen bir ülke. AKP nasıl bir stratejik yöneliş istiyorsa gereğini yapmalı. Artık bazı kararları alması gerekiyor.

Ama sakın tahminde bulunmayın. Çünkü ne istediklerini kendileri de bilmiyor. O da Rusya lideri Vladimir Putin’e harika oyun alanları hediye ediyor!

One thought on “Biden dönemi için kavramlar: Düşüş, dışlanma ve derin dondurucu

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: