Meydan okumayan muhalefet iktidar olamaz

24.8.2020

AKP ülkeyi yönetemiyor. Ekonomi iflasın eşiğinde, demokrasinin olmazsa olmazı bağımsız yargı ve medya ağır tahakküm altında, binlerce siyasi mahkum zindanda, uluslararası ilişkilerde ürkütücü bir tecrit yaşanıyor.

İktidar değişikliğine ihtiyaç var. Demokrasilerde iktidarı değiştirme görevi öncelikle en büyük muhalefet partisine düşer. Hele bir sonraki muhalefet partisiyle arada yaklaşık 15 puan fark varsa, o görev daha net ve açıktır.

O nedenle öncelikle CHP üstünde duralım.

Cumhurbaşkanlığı hükümet modelinde en doğal ve doğru olan en büyük muhalefet partisi liderinin iktidarın karşısına aday olarak çıkması. Sistem bunu gerektiriyor.

AKP’nin basit ve açık bir planı var: Tayyip Erdoğan’ı tekrar Cumhurbaşkanı adayı göstermek, seçimi kazanmak ve iktidarı sürdürmek.

Muhalefetin oyun planı nedir?

Demokraside değişik mücadele biçimleri vardır ama temel meydan okuma seçimde ve sandıkta olur. CHP lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu aday olmak istemiyor ve o noktadan itibaren iş çatallaşıyor.

Ülke nereye varacağı belirsiz ağır bir kriz içinde, ama ana muhalefet lideri iktidara meydan okumaktan kaçıyor. Meydan okumaktan kaçınan muhalefetin iktidar olması zordur. Sadece bol miktarda demeç sıkarak meydan okuma olmaz.

Kılıçdaroğlu, parti genel başkanları Cumhurbaşkanı adayı olmamalı diyor. Ama bu açıklamanın kendisi açıklamaya muhtaç. Genel Başkan’ın iktidara aday olmaktan kaçınması, CHP’ye güç kazandırmıyor.

Hemen herkesin öngördüğü gibi Kılıçdaroğlu’nun seçim kazanma şansı neredeyse sıfır. Belli ki Kılıçdaroğlu da bu öngörüyü paylaşıyor ve o nedenle aday olmuyor.

CHP yapısı ve işleyişi açısından tıkanmış bir parti. %25 eşiğini bir türlü aşamıyor. Mevcut durumuyla CHP’nin seçim kazanması neredeyse imkansız. Bunun nedeni bazen ileri sürüldüğü gibi seçmen çoğunluğunun muhafazakar veya sağcı, CHP’nin ‘ilerici’ olması değil. Deniz Baykal’ın tahrip ettiği CHP’yi devraldıktan sonra, modern bir sosyal demokrat parti (hatta sadece modern bir kitle partisi) için gereken değişimi Kılıçdaroğlu on yıldır başaramadı.

Muhalefet için olağanüstü elverişli koşullara rağmen partinin yerinde sayması, iyileşmek bir tarafa aksine durumun daha kötüye gittiğinin açık kanıtı. SHP’nin bir zamanlar kullandığı sloganı ödünç alırsak, Baykal’ın ‘limon gibi sıkılmış’ halde terk ettiği parti şimdi daha da kötü ve kendini yenileme yeteneği iyice zayıflamış durumda. Hangi açıdan bakarsanız bakın, son günlerde yaşanan gelişmeler bu gerçeği bir kez daha doğruluyor.

Halbuki işaret ettiğimiz dönüşüm gerçekleşmiş olsaydı CHP mevcut ortamda rahatça %40’ları bulabilirdi. Kılıçdaroğlu güçlü bir aday olarak çıkar, rahatlıkla Cumhurbaşkanı seçilebilirdi. Hatta bunu önceki seçimlerde çoktan başarmış olabilirdi.

Mesela bir zamanlar CHP’nin kalesi olan Malatya’da parti, toplam altı milletvekilinden artık sadece birini alabiliyor. Şu kesin ki, yapılacak ilk seçimlerde yine sadece bir vekil çıkaracak, bu sayı ikiye çıkmayacak. Konya’da toplam 15 milletvekilinden yine en çok bir veya ikisini alacak, üçe çıkamayacak. Örnekleri kolayca çoğaltabiliriz.

Bu sayılar üzerinde lütfen biraz durun, düşünün ve basit hesaplar yapın. Ülkenin değişik yöresinde daha önce partinin defalarca belediye başkanlığı kazandığı pek çok il ve ilçe merkezinde bugün CHP’nin tabelası var, kendisi yok.

Dışardan ne kadar siyasetçi transferi yaparsa yapsın, mevcut yapı ve işleyiş köklü şekilde değişmediği sürece CHP’nin oyu tırmanışa geçmeyecektir. Seçmen partinin durumunu görüyor. Yıllardır yapılan seçim sonuçları bunu gösteriyor. Değişen pek bir şey olmadığını son anketler doğruluyor.

Kılıçdaroğlu “CHP Türkiye Cumhuriyeti’nin kalesidir, kurucusudur, dünyanın en köklü partilerinden biridir” diye dilediği kadar hamaset yapabilir; ama bu laflar Malatya veya Konya’da daha fazla milletvekili çıkarmak, oy sıçramasını başarmak için asla yeterli olmayacaktır.

Sovyetler Birliği Komünist Partisi veya İtalya’daki Hıristiyan Demokrat Parti dahil, kurucu ve köklü partiler mezarlığında yatan mevta çoktur.

28 Temmuz’da grup toplantısında yaptığı kısa bir açıklama Kılıçdaroğlu’nun çıkmazını ortaya koyuyor: “Söz veriyorum, 40 yıldır kimsenin çözemediği Kürt sorununu ben iktidara gelince çözeceğim.”

Nasıl sorusuna Kılıçdaroğlu’nun cevabı şöyle: Meclis’te, demokrasi içinde ve özgürlük içinde.

Ama bu açıklama ülkenin her sorunu için geçerlidir! On yıldır ana muhalefetin başındaki Kılıçdaroğlu’nun ülkenin en yaşamsal sorununa dönük tek bir somut laf edememesi üzücü. Evet, biliyoruz, şimdi bir Kürt Raporu daha yazıyorlar!

Daha üzücü olan, Kılıçdaroğlu iktidarda neler yapacağı hakkında söz verse de, iktidar için nasıl bir yol haritasına sahip, belli değil. 

Ülkede Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi var. Kılıçdaroğlu aday olmak istemiyor. CHP’nin veya muhalefetin ortak adayı kazanırsa Kılıçdaroğlu iktidara gelmiş olmayacak. Cumhurbaşkanı’nı perde arkasından yönetmeyi herhalde tasarlamadığına göre ancak şöyle düşünüyor olabilir: Desteklenecek aday Erdoğan gibi birini mağlup edip Cumhurbaşkanı seçilse bile, o konumundan hemen gönüllü olarak feragat etmeyi kabul edecek. O arada muhalefet partileri anayasa değişikliği için gerekli en az %60 milletvekili (360) kazanacak. Meclisteki oylamalardan sonra herhalde referanduma gidilecek, ardından yeni bir genel seçim yapılacak ve seçim sonrasında Kılıçdaroğlu bir koalisyon hükümetinin başında iktidara gelecek.

Bu varsayımlar zinciri somut bir siyasi plandan çok Nasrettin Hoca hikayesine benziyor!

Hikayenin en karışık yönlerinden biri aday konusu. Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu konuda geçmiş performansı iyimser olmaya yardım etmiyor. Daha önce yapılan iki seçimde de, kaybedeceği baştan belli adaylar çıkardı ve seçimi ikinci tura bile taşıyamadılar.

En büyük fırsat ilk yapılan 2014 seçimiydi. MHP henüz iktidarın yanına geçmemişti ve doğru adayla seçim kazanılabilir, ülkenin gidişi değişebilirdi. Ama önemli bir şart vardı: Her şeyden önce adayın seçmene hitap etme ve kitleler önünde kendini anlatıp oy isteme konusunda güçlü bir deneyimi bulunması, özetle başarılı bir siyasetçi olması gerekiyordu. Çünkü o güne kadar yapılan Cumhurbaşkanı seçimlerinden farklı olarak, bu kez sonucu 50 milyon seçmen belirleyecekti.

Bu kritik konuyu o günlerde Meclis’te tanıdığım CHP’li milletvekili arkadaşlara defalarca vurgulamıştım.

Ama Meclis’te yapılan Cumhurbaşkanı seçimi ile halkın oy kullandığı tek dereceli seçim arasındaki hayati farkı Kılıçdaroğlu hiç dikkate almamış olmalı ki, hayatında hiçbir düzeyde aday olup seçmen karşısına çıkmamış, kendini anlatıp vatandaştan oy istememiş, siyasi deneyimi sıfır emekli bir öğretim üyesini aday gösterdi! Tayyip Erdoğan da, adeta yürüyerek gelip bitiş ipini rahat hareketlerle göğüsleyen bir atlet gibi, hiç zorlanmadığı yarışı %51,8 oyla kazandı.

Pek çok okuyucu son yapılan İstanbul ve Ankara belediye seçimlerine işaret ederek Kılıçdaroğlu artık deneyim kazandı diye düşünebilir. Ama Cumhurbaşkanı ve belediye seçimleri arasında dağlar kadar fark var.

Son seçimde olduğu gibi CHP’li bir aday çıkarılırsa diğer partilerin seçmeninden oy alma şansı daha başlangıçta zaafa uğrayacak. Partinin adı CHP olduğu için değil, oy oranını %25’e mahkum eden bozuk yapı ve işleyiş nedeniyle,

CHP’li aday her şeye rağmen Erdoğan’ı mağlup ederek kazanırsa, parti merkezi ve Kılıçdaroğlu değil, herhalde kendi tercihlerine göre Cumhurbaşkanlığı yapma yoluna gidecektir. O arada Cumhurbaşkanlığı gücünü kazanan partili, CHP’ye Genel Başkan olmak isteyebilir. Kılıçdaroğlu döneminde pekişen özel delege düzenine rağmen bu hedefine ulaşabilir. O noktada Kılıçdaroğlu gönüllü olarak görevi bırakma yoluna gidecekse, bunu niye şimdi yapmıyor diye sormak gerek. Devam derse? O zaman yaşanacak çetrefilli gelişmeleri şimdiden öngörmek zor.

Muhalefet CHP’li olmayan ortak bir aday çıkarmak isterse, genel başkanların adaylığına karşı olduğuna göre, Kılıçdaroğlu en azından birinci turda başka bir parti liderine destek veremez. Böyle bir adaya ikinci turda verilecek mecburi destek dahi kendisini zora sokacaktır.

Son seçenek Kılıçdaroğlu’nun bağımsız bir adayı desteklemesi. Ancak bu çözüm de ciddi sorunlar içeriyor.

Seçim ne zaman olur bilmiyoruz ama neredeyse kesin ki Haziran 2023 öncesinde bir tarihte, sıkıştırılmış takvimli baskın seçim yapılacak. Rakibin dağınık durumu karşısında iktidarın yine bu yolu seçeceği muhakkak gibi. Muhalefetin adayları seçimden en çok 8 hafta, muhtemelen daha kısa süre önce belli olabilecek. Mesela 2018 seçiminde Muharrem İnce’nin adaylığı sadece 7 hafta önce kesinleşmişti.

Bu kez bağımsız ve deneyimli bir siyasetçi aday gösterilse bile, 7-8 hafta içinde kendisini nasıl hazırlayıp seçmen karşısına çıkacak? Türkiye’nin dev coğrafyasında, seçim kampanyasını hangi teşkilat veya örgütleri ikna ederek yürütecek? Çoğu genç 50 milyonu aşkın seçmen içinde herhalde çok yüksek olmayacak tanınmışlık oranı kısa sürede nasıl tırmanışa geçecek? Kağıt üzerinde cevaplar bulunsa bile bunlar pratik siyasette kolay aşılacak engeller değil.

Muhalefetin daha basit bir yol haritasına ihtiyacı var. Ya mevcut ana muhalefetin başında iktidara meydan okuyabilen bir liderliğin bulunması, ya da böyle bir başka partinin birinci muhalefet olması hedefe ulaşmayı kolaylaştıracak. Ama maalesef kısa dönem içinde bu iki olasılık da gerçekçi görünmüyor.

Muhalefetin zaafları, yaşadığımız krizin şimdiden öngörülmesi mümkün olmayan daha vahim boyutlara tırmanmasına katkı yapabilir. Yürekten dilerim öyle olmasın, Kılıçdaroğlu’nun modeli başarıya ulaşsın.  

Bu yazıda daha çok CHP üzerinde durduk. Ama muhalefet elbette CHP’den ibaret değil. Muhalefetin diğer kısmını başka bir yazıda ele almayı umut ediyorum.


  1. Turliye`nin AB politikasi Sn. Ozdalga`nin da isaret ettigi gibi kotu yonetimin en bariz orneklerindendir.AB icindeki Turkiye karsitlari AKP iktidarinin butun…

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: