Ankara Sirte’yi ve petrol kuyularını alır mı?

 25.7.2020

Libya’da Muammer Kaddafi rejimi 2011’de yıkıldıktan sonra ülke henüz içinden çıkamadığı bir kargaşaya sürüklendi. Zaman içinde iki güç merkezi ortaya çıktı: Batıda Trablus’ta Milli Uzlaşma Hükümeti ve doğuda Tobruk’ta seçilmiş Temsilciler Meclisi.

Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde Aralık 2015’te varılan anlaşmaya göre ülkenin tek meşru yürütme organı Trablus hükümeti, tek meşru yasama organı Tobruk’taki meclis.

Ancak BM anlaşması öncesinde uluslararası toplum meşru organ olarak sadece 2014’te seçilen Tobruk’taki Meclis’i kabul ediyordu. Çünkü başarısız olunca seçim sonuçlarını kabul etmeyen Trablus’taki İslamcılar, fiili durum yaratıp yönetimi ele geçirmişti.

Ama AKP iktidarı o dönemde de ilişkilerini hiçbir meşruiyet taşımayan Trablus üzerinden götürdü. Tobruk’taki seçilmiş Meclisi tanımadı.  Dünyada ilk kez bir diplomatik temsilciyi Trablus’a gönderdi ve destek verdi.

Açık ki AKP iktidarının baştan beri Trablus’u desteklemesinin nedeni uluslararası meşruiyet kaygısı değil. Başlıca neden Müslüman Kardeşler örgütüne bağlı Adalet ve İnşaat Partisi’nin Trablus’taki siyasi oluşumun içinde bulunması. Bu parti Libya’da 2012 seçimlerinde sadece %10 oy alabildi, 2014 seçimlerinde daha başarısız oldu. Şimdi aynı oluşum Fayiz Serrac’ın Başbakanlık yaptığı Ulusal Mutabakat Hükümetini destekliyor.

Kaddafi zamanında dahi Libya’nın güçlü bir ordusu yoktu. Şimdi ne Trablus ne Tobruk gerçek anlamda bir orduya sahip. Her iki tarafa bağlı aşiret güçleri, yarı özerk şehir devletçiklerin askerleri, değişik çizgideki İslamcı milisler ve çapulculardan oluşan güruhlar savaşıyor.

Tobruk merkezli yönetimin kuvvetli adamı Halife Hifter, rakibi Trablus hükümetini radikal İslamcılarla işbirliği yapmakla suçluyor. Ama kendisi de en fanatik cihatçı Selefi milisleri kullanıyor.

Kaddafi’nin Genel Kurmay Başkanı olarak görev yapan Hifter, yanına eski rejimin pek çok emekli subayını topladı. Ama ona rağmen Libya Milli Ordusu adını verdiği yapı, pek çok gözlemcinin belirttiği gibi, eğitim ve disiplin açısından son derece yetersiz.

Yakın zamana kadar en büyük dış desteği Rusya’dan alan Hifter nihayet geçen sene Nisan’da Trablus’u ele geçirip işi bitirmeyi amaçlayan büyük bir harekat başlattı.

Harekatın henüz başladığı günlerde Libya’daki Rus istihbarat unsurlarının Kremlin’e sunduğu raporlara göre Hifter beceriksiz bir komutandı, askeri başarıyla değil aşiretleri parayla satın alarak ilerliyordu ve Trablus seferinin fiyaskoyla son bulacağı neredeyse kesindi. Üstelik Hifter tüm Libya’da kontrolü eline geçirse bile, muhtemelen Moskova’ya sadık kalmayacaktı.

Trablus hükümetiyle zaten iyi ilişkiler sürdüren Moskova, bir taraftan da Kaddafi’nin oğlu Seyfülislam Kaddafi’nin propagandasını yapan bir TV kanalını finanse etmeye başladı. İsyancıların 6 yıl esir tuttuğu oğul Kaddafi 2017’de bilinmeyen pazarlıklar sonunda serbest bırakılmıştı.

Aylar boyunca Hifter kayda değer bir sonuç alamadı. Ancak Eylül’de Rus Wagner şirketi çoğu Sudanlı 2000 civarında paralı askeri gönderdikten sonra, Hifter’e bağlı güçler Trablus’un dış mahallelerine kadar girebildi. Az sayıda paralı asker, Türkiye’nin iki katından büyük koca Libya’nın neredeyse kaderini belirleyecek bir fark yaratacaktı.

AKP iktidarı Kasım 2019’da Trablus hükümetiyle deniz sınırlarını belirleyen ve askeri işbirliği öngören iki anlaşma imzaladı, ardından TSK güçleriyle beraber Suriyeli milisler Libya’ya gönderildi. İlk kez bir devletin düzenli askeri gücünün savaşa katılmasıyla yeni bir aşama başladı.

TSK destekli Trablus güçleri nispeten kısa sürede başarılı oldu ve Hifter’in askerlerini kendi bölgesinden temizlendi. Şimdi Hifter’in durumu sağlam görünmüyor.

Ardından AKP sözcüleri bir sonraki hedefin, hepsi stratejik önem taşıyan üç merkez olduğunu açıkladı: Akdeniz sahilinde Sirte şehri, onun 300 km güneyinde Cufra askeri hava üssü ve bu iki merkezin doğusunda ülkenin en büyük petrol tesisleri.

Mısır, Fransa ve Rusya Ankara’nın bu niyetine karşı çıkıyor. Dünya Libya krizinin vardığı yeni aşamayı dikkatle izlerken, AKP yönetimi şimdi ne yapacak?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdullfettah Sisi yabancı güçler o bölgeye girerse Mısır ordusunun müdahale edeceği açıkladı. Ama bu açıklama AKP için herhalde geri adım nedeni olmayacak. Aksine, Sisi’nin Ankara’daki en sert muhalifleri şimdi aynı zamanda bir hesaplaşma fırsatı doğduğunu düşünebilir ve iki misli kararlı davranabilir.

Neticede Sirte’ye ve büyük olasılıkla Cufra’ya dönük harekat için düğmeye basılacağı öngörülebilir. Zamanlama için aceleye gerek yok, çünkü azami ölçüde askeri hazırlık yapılması ve olabilecek tüm diplomatik diyalogların sonuçlanması gerekiyor.

Şu an sahada mevcut dengelere göre, TSK destekli güçlerin Sirte’yi ve büyük olasılıkla Cufra’yı alması için askeri açıdan büyük sorun görünmüyor. Ama aynı zamanda bilinmeyen bir aşamaya girilmiş olacak. Çünkü cevabı bilinmeyen soru çok.

Rusya’yla mutabakat sağlanamazsa Cufra’da en az 14 askeri uçağını konuşlandırmış bulunan Moskova, özellikle askeri planda, nasıl bir tepki gösterecek?

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron “Türkiye tehlikeli bir oyun oynuyor, Fransa buna izin vermeyecek” dedi. Bu sözler askeri güç kullanımını da ima ediyor. Macron’un sözleri blöf mü, yoksa arkasında duracak mı? İki NATO ülkesi arasında sıcak çatışma çıkar mı?

Mısır özellikle kara ve hava kuvvetlerini etkili bir şekilde seferber edecek mi? Yoksa büyük ölçüde kendine bağlı aşiret savaşçılarını mı kullanacak?

Rusya, Fransa ve Mısır arasındaki görüşmelerde varılan mutabakatın askeri boyutu nedir?

Bu soruların cevabını ancak zaman içinde öğreneceğiz. Cevabı bilinmeyen kritik soruların çokluğu, her türlü büyük sürpriz olasılığını artırıyor.

AKP’nin ve ona bağlı medyanın hidrokarbon kaynakları hakkında yaptığı ve derin iştah sergileyen yorumlar ise gerçekçi değil. Kerameti kendinden menkul akıl hocaları “petrol hilalini kontrol eden Libya’da güç denklemini belirleyecek” diye fetva veriyor.

Sirte’nin biraz doğusunda yaklaşık 250 km sahil şeridi boyunca Libya’nın en büyük iki rafinerisi, depolama ve gemilere yükleme tesisleri var. Bu sahilin güneyinde 200 km derinliğinde ve 500 km genişliğinde bir alanda petrol kuyuları ve doğal gaz üretim istasyonları yer alıyor. Libya’da hidrokarbon üretiminin büyük kısmı bu bölgede.

TSK destekli Trablus güçleri bu tesislerin ve geniş alanın tamamında fiziki kontrolü ele geçirse bile, Libya’da iki ayrı siyasi güç merkezi olduğu sürece, bu merkezler arasında mutabakat sağlanmadan üretim ve satış zor. Uzun savaş yılları boyunca ancak böyle bir mutabakat sonunda tesisler çalışabildi. Tobruk tarafı daha sonra mutabakatı bozdu ve halen üretim yapılamıyor.

Hidrokarbon kaynaklarını tek tarafın kontrol edebilmesi, ancak tek taraf tüm Libya’yı kontrol ederse mümkün.

ABD çatışan taraflardan biri lehine ağırlığını koyarsa, dengeler büyük ölçüde değişebilir. Ancak kriz kontrol dışına çıkan bir tırmanmaya girmediği sürece Washington’un böyle bir tavır alması uzak ihtimal.

Bir tarafta stratejik müttefik Türkiye, diğer tarafta Başkan Donald Trump’ın “en sevdiğim diktatör” dediği Sisi, Ortadoğu siyasetini üstüne kurduğu Körfez ülkeleri ve Fransa var. Washington’da dış siyaset ve güvenlik bürokrasisi Türkiye konusunda bölünmüş durumda. Trump dört ay sonraki seçimler, giderek düşen oy desteği, ırkçılık karşıtı gösteriler ve Covid salgınıyla boğuşuyor. Bu koşullarda ABD’nin Libya’da tek bir hedefe yoğunlaşması kolay değil.

AKP’nin beklenen hamlesinin kısa vadede nasıl gelişeceğinden bağımsız, herhalde uzun yıllar sürecek bir Libya krizi yaşayacağız.

Son gelişmelerle birlikte Libya, Suriye ve Doğu Akdeniz sorunları birleşmiş, Türkiye için dev bir stratejik düğüme dönüşmüş durumda. ABD seçimlerinin tamamlanmasıyla beraber bu düğüm 2021 gündeminde herhalde yoğun şekilde yer alacak.

Türkiye’nin çıkarları için yapılması gereken ilk işlerden biri, Müslüman Kardeşler endeksli dış politikanın terk edilmesi. Bu çizgi bugüne dek hep başarısız oldu ve sadece zarar verdi.

Türkiye’nin dış siyasetine yön veren milli çıkarlardan başka hiçbir ideoloji olmamalı.

Mesela Doğu Akdeniz’in kaynaklarından hakkı olanı Türkiye’nin tam olarak elde etmesinin yolu Mısır’la anlaşma yapmaktan geçiyor. Böyle bir anlaşma Mısır’ın çıkarları açısından da en iyi çözüm olduğu için, ideolojik saplantılar terk edilirse yapılması hiç zor değil.

İkinci olarak, Türkiye’yi Ortadoğu ve Avrupa’da ürkütücü bir yalnızlığa mahkum eden siyasetin gözden geçirilmesi gerekiyor. Bu işin şakası yok. Ankara’nın geleneksel siyasetini “eski, itaatkar, uzlaşmacı ve aza razı olan” diye yüzeysel eleştirilerle karalayarak, maceraperest güdüler üzerine kurulan yeni İttihatçı tavır sürdürülebilir değil.

Yeni İttihatçıların farkında olmadığı şey, kara çaldıkları siyasetin sadece Cumhuriyet geleneği değil, aynı zamanda kadim Osmanlı mirasının parçası olması. O miras içinden yetişen 19. yüzyılın en nitelikli devlet adamlarından ve defalarca Hariciye Nazırı olarak görev yapmış Fuad Paşa’nın veciz sözlerini hatırlatmakla yetinelim: “Herkese meydan okumayın, düşman kazanmama yoluna gidin.”


Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: