Maşrık’ta çöken statüko

14.5.2020

Yıllardır süregelen savaşlar, ağır ekonomik yaptırımlar ve yabancı devletlerin askeri müdahaleleri sonunda Suriye ve Irak derin kriz içinde. Maşrık’ta100 yıl önce kurulan statüko çöküşün eşiğinde.

Amerika-İsrail ortaklığının yeni hedefi İran. Rejim değişikliği veya İran’ı geriletmek, istikrarsız kılmak istiyorlar.

Mevcut durum sürdürülebilir değil. Irak, Suriye veya İran’dan birinde başlayacak yeni bir çatışma tüm bölgeyi yutacak gelişmeleri tetikleyebilir. Yeni statüko ve dengeler oluşmadan önce bölgede rejimlerin yıkıldığı, ülkelerin parçalandığı ve sınırların yeniden çizildiği bir dönem yaşayabiliriz.

Böyle bir alt üst oluş neler getirir, öngörmek imkansız. Yeniden çizilecek sınırlar o veya bu taraftan geçebilir.

Türkiye dördü Suriye’de biri Irak’ta beş cephede asker bulunduruyor. Ankara son yıllarda dünyanın en yoğun dış ilişkilerine sahip ülkelerinden biri Türkiye’yi yalnızlaştırmayı başardı. Çok partili dönemin en otoriter yönetimi iş başında. Kutuplaşma zirvede ve muhalefet zayıf. Kürt sorunu demokrasi ve temel haklar temelinde çözüm yoluna koyulamadı. Dış borçlarını ödeyememe riski dünyada en yüksek üç ülkeden biri.

Türkiye, hemen güneyindeki muhtemel jeopolitik depremleri neredeyse olabilecek en olumsuz koşullarda karşılayacak.

Washington’da İran’a karşı kapsamlı bir askeri saldırı başlatma iştahı yüksek şahinler çok. Avrupa devletleri, ABD Başkanı Donald Trump’a duyulan kısmen örtülü öfkeye rağmen, günün sonunda herhalde Washington’un arkasında saf tutacak.

Bir başka muhtemel tırmandırıcı gelişme ABD-İran kavgasının ana sahnesi Irak’ta başlayabilir. 1980’lerde sekiz yıl süren İran savaşı, ardından Birinci Körfez Savaşı ve 1990’lar boyunca uygulanan mahvedici yaptırımlar sonunda Irak’ta toplum ve ekonomi yıkıma uğradı. ABD’nin 2003’te başlattığı ikinci Irak savaşıyla devlet ve siyaset çöktü.

Irak hala kendini toplayamadı. Birkaç gün önce kurulan İstihbarat Teşkilatı Başkanı Mustafa Kazımi Başbakanlığında ve teknisyenlerden oluşan hükümet ayağa kalkabilmek için yeni bir deneme.

Washington’un Bağdat’tan talepleri sert: Meclis’in kabul ettiği ‘ABD askerleri Irak’ı terk etsin’ kararı geri alınsın, İran sınırı kapatılsın, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) dağıtılsın ve Çin’le yapılan anlaşmalar iptal edilsin.

İran, Amerikalı askerlerin Irak’ı terk etmesini istiyor. Irak’taki siyasi nüfuzunu kullanıyor ve kendine yakın Haşdi Şabi milislerine Amerikalı askerleri taciz ettiriyor.

Yeni Bağdat hükümetiyle anlaşma sağlanamazsa, ABD askerlerini kuzeydeki Kürt bölgesinde konuşlandırmayı tasarlıyor. Gelişmeler bağımsız Kürt devletinin kurulmasına kadar gider mi, göreceğiz.

Gelişmeleri tırmandıracak bir başka gelişme Suriye’de ABD-Türkiye askeri işbirliği olabilir.

Başkan Trump 2017 başında Suriye’de savaşan milislere verilen desteği durdurunca, pek çok çevre Esed’in yavaş da olsa ülke bütününde tekrar egemenlik kuracağını düşünmüştü. Öyle olmadı.

AKP iktidarının önce Fırat’ın hemen batısında, sonra doğusunda, Afrin’de ve son olarak İdlip’te yürüttüğü dört ayrı askeri harekat sonunda geniş bir araziyi kontrol altına alması dengeleri değiştirdi. Belli ki Ankara kısa sürede çekilmeyecek. Zaten bu açıkça ifade ediliyor.

Ankara’nın iç içe geçmiş hedefleri var: Demografik yapıyı Sünni Araplar lehine ve Kürtler aleyhine değiştirmek. Bu arazilere yerleşecek Özgür Suriye Ordusu’nu (gerçekte ne özgür, ne ordu) kullanarak Şam’da rejim değişikliği projesini sürdürmek. Ve koşullar uygun düşerse, Misak-ı Milli’nin eksik kalmış parçalarını tamamlamak. (“Misak-ı Milli’yi anlarsak, Suriye ve Irak’taki sorumluluğumuzu anlarız”).

AKP söyleminde operasyonların Suriye Kürtlerine karşı yapıldığı hep en ön planda yer alıyor. Ama hedefin sadece Kürtlerle sınırlı olmadığı açık. En büyük askeri harekat Kürtlerin yaşamadığı İdlip’te yapıldı. Çünkü orası Esed rejimini en çok tehdit edecek bölge.

Çelişkili gibi görünse de, ABD’nin kısmen karşı çıktığı bu harekatlar, Fırat’ın doğusunu Kürtlerle beraber kontrol etmeyi sürdüren ABD’nin elini güçlendirdi. Ankara o operasyonları yapmasaydı, Rusya’nın Amerika’yı ikna edip Suriye’den çıkmasını sağlaması daha kolay olabilirdi.

Ankara İdlip savaşı sırasında Batı’dan destek istedi. Batı bol destek açıklaması yaptı ve herhangi bir eleştiri dile getirmedi. Ama askeri yardım gelmedi. Tabii bu hiç gelmeyecek anlamını taşımıyor.

ABD’nin bakış açısıyla İdlip savaşı, NATO toprakları dışında ve Ankara’nın kendi başlattığı bir sorun. Washington’da AKP iktidarına dönük olumsuz hava güçlü. Hakim bakış açısına göre Türkiye öncelikle iyi bir NATO müttefiki olduğunu kanıtlamalı, o arada S-400’lerden vazgeçmeli. Ama bunlar Suriye’de işbirliği için yetmeyebilir.

İran’a karşı işbirliği, ABD’yi ikna edebilir. Zaten Washington’da bu düşünceyi savunan çevrelerin olduğu biliniyor.

Suriye’de ABD’yle işbirliği AKP’nin hep en çok arzu ettiği seçenek oldu. İç siyasette zor durumdaki AKP’nin dışarda başarı hayal ettiği de muhakkak. Son günlerde ABD ve Avrupa’ya gönderilen sıcak mesajlara bir de bu açıdan bakılabilir.

ABD’de kullanılan yaygın ifadeyle, ‘araziye Amerikan postalı’ göndermek istemiyorlar. Seçmen sonsuz Ortadoğu savaşlarından bıktı. Türkiye’de araziye postal gönderme konusunda çekingen davranmayan bir iktidar ve NATO’nun ikinci büyük ordusu var.

AKP iktidarı bu vesileyle, Suriye’ye ilaveten diğer tüm konuları kapsayan toplu pazarlık fırsatı bulacağını düşünebilir: Libya, Kıbrıs, Doğu Akdeniz, F-35’ler, ekonomik destek, vs.

ABD geçmişte Kürtleri defalarca ‘sattı’. Ama şimdi koşullar farklı. ABD, Rusya, Avrupa dahil dünyada Ankara’nın Kürtlere bakışını paylaşan yok. Hatta İran bile. ABD ve Fransa’nın son haftalarda Suriye’deki iki Kürt grubu PYD ve ENKS’in beraber hareket etmesini sağlama girişimleri bunun yeni bir işareti.

Washington Kürtler konusunda herhalde Ankara’yla aynı noktaya gelmeyi değil, bir uzlaşma mutabakatını tercih edecek ve zorlayacaktır.

Ankara-Washington anlaşması olursa, Suriye’de rejim değişikliği projesi güçlü şekilde yeniden başlayacak. Zaten Esed rejimine karşı Ankara, Rusya ve İran değil ABD ve İsrail’le benzer görüşleri paylaşıyor. Elbette Rusya’nın tavrı kritik önem taşıyor. Ama her koşulda bölgede sonu belirsiz kargaşa riski büyük ölçüde artacak.

Maşrık her an yakınındaki her cismi yutan bir karadeliğe dönüşebilir. Ancak korona salgını ve Kasım’daki ABD başkanlık seçimleri nedeniyle önümüzdeki aylar nispeten sakin geçebilir.

Donald Trump kazanırsa, tekrar seçilme kaygısı olmayan fevri bir başkanın tarihe geçme dürtüleri nedeniyle bölgede kara bulutlar yoğunlaşacak.

İsrail’de Binyamin Netanyahu tekrar başbakan olmayı bir yıl içinde üç seçim ve yoğun pazarlıklar sonunda başardı. Anlaşmaya göre Ekim 2021’de başbakanlığı bırakacak. O tarihten önce İran’a dönük somut sonuçlar elde etmek için tüm ağırlığıyla Washington’a yükleneceği ve Kasım 2020 – Ekim 2021 döneminin fırtınalı geçeceği düşünülebilir.

Joe Biden başkan seçilirse bölgede izleyeceği siyaseti öngörmek zor. Biden uzun yıllar Senato dış ilişkiler komisyonunda görev yaptı ve bir ara Irak’ın parçalanması için ayrıntılı planlar hazırladı. Bir numaralı dış politika danışmanı Tony Blinken eski Dışişleri Bakan Yardımcısı ve bölgeyi iyi tanıyor. Obama döneminde Suriye Kürtlerine silah verilmesi programında aktif görev yaptı. Biden’in İran’la nükleer anlaşmaya dönmesi ve aktif bir Ortadoğu siyaseti izlemesi beklenebilir.

Türkiye’deki zayıf muhalefetin demokratikleşme hedefi için liderlik yeteneği yüksek değil. Bu gidişle, içerde demokratikleşme maalesef Maşrık krizinin çözümü sonrasına kalabilir.


  1. Cok etrafli ve dogru sekilde ozellikle Arap dunyasinin sorunlari ele alinmis. Sorunlarin Batili ulkelerin Musluman ulkeleri karistirma cabalari ve ozellikle…

  2. Sn. Ozdalga`nin isaret ettigi :”Amerika’da kullanılan meslek argosunda Biden’in dış politika çizgisi “liberal enternasyonalist” olarak niteleniyor. Enternasyonalist kavramı burada, özgürlükçü…

  3. Sn. Ozdalga`nin “Ana muhalefet liderinin seçim kazanma şansı olmaması partiyi tıkıyor. Bu aynı zamanda Erdoğan’ın en büyük avantajlarından biri.” tespitine…

%d blogcu bunu beğendi: