Ankara’da S-400, Eskişehir’de F-35 olur mu?

15.3.2019

Son dönemde içine düştüğümüz kördüğüm yumağı yetmiyormuş gibi, şimdi bir de F-35 sorunumuz var. F-35 bildiğiniz gibi, ABD’nin geliştirdiği 5. kuşak savaş uçağı.

Türkiye bu uçaklardan 6 adet kesin sipariş verdi ve sipariş sayısını 120’ye kadar artırma niyeti var. Ama Washington’un F-35’leri teslim edip etmeyeceği henüz belli değil.

Ocak ayı başında ABD Temsilciler Meclisi’nden geçen Tahsisatlar Yasası’nda F-35’lerin teslimi, Rusya’dan S-400 silah sisteminin alınmaması koşuluna bağlandı.

Son günlerde Washington yönetiminin resmi sözcüleri üst üste, Türkiye S-400’leri alırsa F-35’lerin verilmeyeceğini vurguluyor. Ankara’nın geri adım atmasını sağlamaya dönük kapsamlı bir gayret söz konusu.

F-35 sorunu 2019 boyunca ve muhtemelen daha sonra da yıllarca gündeme gelecek. Konu öncelikle doğrudan Türkiye’nin güvenliğiyle ilgili.

Aynı zamanda, zaten yıpranmış Türkiye-NATO ilişkileri açısından da kritik önem taşıyor. Krizin NATO’dan kopuşu tetikleme ihtimali var.

F-35

F-35’in iyi bilinen özellikleri arasında yüksek manevra yeteneği, uzun süre sesten hızlı (supersonic) uçuş yapabilmesi, etkili silahlarını gövde içinde saklayabilmesi ve görünmez olması (stealth; radarda çok zor görünür olması) gibi üstünlükleri sayılabilir.

Ama çığır açan niteliği başka bir noktada yatıyor: F-35 başka uçaklarla kıyaslanmayacak kadar ileri donanımlarla yüklü ve yazılım temelli bir askeri platform. Bu özelliği sayesinde enformasyon çağının iletişim ağı merkezli savaşında (network-centric warfare) hayati bir ‘savaş yöneticisi’ işlevi görüyor.

İletişim ağı merkezli savaşta, mekanda bulunan (havada, karada, denizde, uzayda) dost askeri platformlar kendi aralarında iletişim ve enformasyon paylaşımı içinde bulunuyor.

F-35 günümüzün en gelişmiş radar, sensor, elektro-optik cihazlar, kızıl ötesi hedef belirleme ve izleme, savaş sistemleri gibi donanımlara sahip.

Yüzlerce kilometre genişliğindeki savaş mekanında elde edilenen formasyon, uçağın bilgisayar sisteminde toplanıyor. Ayrıca, iletişim ağında bulunan askeri birimlerden de bilgi geliyor.

Toplanan tüm enformasyon analiz edilerek savaş mekanının birleştirilmiş bir görünümü şeklinde pilota sunuluyor. Belirlenen tehditlerin öncelik sıralaması yapılıyor ve cevabın ne olması gerektiği belirtiliyor.

Bütün bu işlemler neredeyse gerçek zamanda, daha doğrusu saniyenin binde birlik kesirleri düzeyinde bir gecikmeyle pilota intikal ediyor.

Mevcut savaş uçaklarında ise (F-16’lar gibi)işleyiş farklı. Değişik kaynaklardan gelen enformasyon ayrı ayrı pilota ulaşıyor, bu bilgileri pilot birleştiriyor ve savaş mekanı hakkında bir görünümü kendi zihninde oluşturuyor.

Aradaki fark muazzam bir sıçrama anlamına geliyor. Askeri argo ile ifade edersek F-35, savaş mekanı hakkında daha önce eşi görülmemiş bir ‘durumsal farkındalık’ (situational awareness) kazandırıyor.

Sadece bir örnek verelim. F-35, iyi korunmuş düşman hava sahası içinde derinlere girip elde ettiği enformasyon ile uzaklarda bulunan hava, kara veya denizdeki rampalara bağlı füzeleri seçilen hedeflere yollayabilir. Yerini belli etmemek için kendisi vuruş yapmamış, ama uzakta konuşlanan uzun menzilli çok sayıda füzeyi kullanmış olacaktır. Bu örnekte F-35, adeta dev bir uçan füze deposuna dönüşmektedir.

F-35, yapay zeka ve özerk silah sistemleri üzerine kurulu geleceğin savaşlarına giden yolda bir ara aşama(1).

Amerikalı kurmaylara göre, F-35 yakın gelecekteki NATO operasyonlarının bel kemiğini oluşturacak. Beklentiye göre, Rusya ve Çin karşısında ABD’nin halen sahip olduğu hava üstünlüğünü gelecek on yıllarda sürdürmesinde F-35 anahtar rol yüklenecek. F-35’in düşman hakkında çok kısa süre içinde muazzam bilgi toplaması, analiz etmesi ve verilecek cevabı belirlemesiyle, rakiplerin karşı duramayacağı (asimetrik) bir üstünlük elde edeceklerini düşünüyorlar.

En büyük iki tehdit olarak görülen Çin ve Rusya’nın, savunma sistemleri tarafından iyi korunan hava sahaları var. Bunların içinde en gelişmiş olan Rusların S-400 sistemi. ABD kurmayları büyük ölçüde görünmez F-35’lerin düşman hava sahasının derinliklerine nüfuz edebilmesi sayesinde, S-400 gibi savunma sistemlerini olası bir çatışmanın başlangıcında bertaraf etmeyi ve savaşın sonuna kadar hava üstünlüğünü ellerinde tutmayı tasarlıyor.

F-35 tarihin en pahalı askeri projesi.Üç modeli olan uçakların satış fiyatı bugün ortalama 100 milyon dolar civarında. Ancak uçağın ömrü boyunca yapılacak işletme ve bakım harcamaları dahil toplam maliyet 400 milyon dolar mertebesinde hesaplanıyor.

Daha yüksek tahminler de var. Norveç Savunma Bakanlığı, alınacak 52 adet F-35 için 30 yıllık toplam maliyeti, uçak başına 770 milyon dolar olarak öngörüyor (2).

Bu astronomik rakamlar, pek çok müttefik ülkenin başlangıçta tasarladığı sipariş sayısını azaltmasına yol açtı.

F-35’leri teslim alan ilk ülkelerden İsrail, uçağın görünmez özelliği teknolojik gelişmeler sonunda 5-10 yıl içinde zayıflayabilir endişesiyle, özel sinyal karıştırıcı yazılım ilave etti. F-35’lerin gerçek uçuş saatinin öngörülenin hayli altında olduğu ileri süren ciddi eleştiriler de var (3).

Bu endişeler doğru çıkarsa F-35’in gerçek maliyeti (maliyet/verim oranı) daha da yükselecek.

S-400

Rusların geliştirdiği S-400 hava savunma sistemi (HSS), türünün en iyi örneklerinden biri.

Çok basit olarak HSS’yi, düşmanın attığı füzeleri vuran füze sistemi olarak tarif edebiliriz. HSS’ler doğal olarak, genellikle füzelerden daha yavaş ve daha alçak irtifalarda seyreden uçakları da vurabiliyor.

S-400’ler füze bataryaları ve komuta kontrol merkezinden oluşuyor.Füze bataryaları, hedefe göre kullanılan değişik füze çeşitlerini taşıyor.

Türkiye için S-400’lerle ilgili soru işaretleri var.

Her şeyden önce, herhangi bir teknoloji transfer söz konusu değil. Sistem Rusya’da imal edilecek ve burada montajı yapılacak. Ankara’dan yapılan bazı açıklamalar, çok genel ifadelerle, bir sonraki model S-500’ler için gelecekte ortak çalışma yapılacağı beklentisine işaret ediyor. Ama gerçek durum biraz farklı.

S-400’leri üreten kurumun bağlı olduğu Rostec Başkanı Sergei Chemezov, teknoloji transferi yapılmayacağını açıkladı (4). Chemozov’a göre Türkiye teknolojiye de ulaşmak istedi, ancak Rusya teknoloji transferi olmaksızın S-400 anlaşmasını imzalamayı başardı (5).

Teknoloji bakımından en hayati unsur, sistemi işleten bilgisayar yazılımı. Bu konulara biraz aşina olan herkesin kolayca öngörebileceği gibi, hiçbir koşul altında Rusların S-400 veya S-500’leri çalıştıran bilgisayar yazılımının açık şeklini (yazılımın kaynak kodlarını) vermesi zaten söz konusu olmaz.

Sonuçta,kurulacak S-400’ler Rusların belirlediği sınırlar içinde çalışacak. Mesela Rusların uygun bulmadığı hiçbir hedefe karşı kullanılamayacak.

NATO üyesi Türkiye bu sistemi herhalde NATO unsurlarına karşı da kullanmayacak.

Bir HSS’in füzelere karşı tek başına başarılı olması teknik nedenlerle mümkün değil. Başarılı olabilmesi için; radarlar, sensörler, ara yüz bağlantıları gibi çok sayıda donanımdan oluşan bir iletişim ağı içinde çalışması gerekiyor. Ruslar da kendi ülkesinde S-400’leri bu şekilde çalıştırıyor.

Ancak Türkiye’deki savunma iletişim ağı NATO standartlarında ve S-400’lerin bağlanması mümkün değil. Bu durumda S-400’lerin füze vurma yeteneği son derece azalmış olacak. Daha çok uçaklara karşı etkili olacak.

  1. yüzyılın savaşı artık iletişim ağı merkezli (network-centric) yapılıyor. Bunun anlamı, savaş mekanı içindeki tüm askeri platformların tek bir enformasyon ağı içinde birleşmesi ve birbirleriyle iletişim içinde olması. Türkiye’deki S-400’lerin bir savaş durumunda, böyle bir iletişim ağı içine girmesi de mümkün olmayacak.

Bütün bunlar, teknoloji transferi sağlamayan ve yeteneklerinin çoğu kullanılamayacak bir sistemin Türkiye’de kurulacağına işaret ediyor. Kendi başına duran (stand alone), diğer savunma birimleriyle etkili iletişimi olmayan,daha çok uçaklara dönük bir savunma sistemi olacak.

Bu problemlerin bir başka sonucu, sistemin gerçek maliyetinin hayli yükselmiş olacağı.

Ama en büyük sorun başka bir noktada. S-400’lerin izleme menzili 600 km olan gelişmiş radarları var. Ankara’da kurulacak bir S-400, 1200 km çapında bir alanı, yani hemen Türkiye’nin tüm hava sahasını izleyebilecek.

Türkiye semalarında uçacak her F-35,Ruslar için büyük bir fırsat oluşturacak. F-35’ler uçtukça S-400 radarları tarafından izlenecek, en başta görünmez (stealth) özellikleri olmak üzere başka pek çok konuda eşsiz bir istihbarat toplama olanağı doğacak.

Son bir soruna daha işaret edelim. S-400’lerin kendini koruma yeteneği zayıf. S-400’lere koruma sağlayan Pantsir-S1 veya benzeri bir başka füze sistemini de yine Ruslardan almak şart. Bu da ABD’yle anlaşmazlığı muhtemelen daha da tırmandıracak.

Türkiye’nin ihtiyaçları

Resmi sitesindeki bilgiye göre Türk Hava Kuvvetleri (THK) envanterinde halen 240 adet F-16 var. THK’nın en etkili hava gücünü F-16’lar oluşturuyor. Suriye ve Irak’ta yapılan operasyonlarda veya Ege’de Türk-Yunan dengesinin korunmasında, hava kuvvetlerimizin elindeki bu uçaklar anahtar rol oynuyor.

THK’nın iki konuda yenilenme ihtiyacı var. 1980’lerden beri hizmet gören F16’lar, 1970’lerin teknolojisi ile tasarlanmış ve faydalı ömrünün sonuna yaklaşmış uçaklar. 2030’ların başından itibaren F-16’ların yerini 5. kuşak savaş uçaklarına terk etmesi gerekiyor.

Mevcut planlamaya göre ihtiyacın yaklaşık yarısı ABD’den alınacak F-35’lerle, kalan kısmı Türkiye’nin kendi üreteceği 5. kuşak savaş uçaklarıyla karşılanacak.

İkinci olarak THK’nın hava savunma sistemleri açısından güçlenmesi gerekiyor. THK’nın bu konudaki eksiği şimdiye kadar, güçlü F-16 filosu ve yüksek savaşa hazırlık düzeyi sayesinde telafi ediliyordu. Ancak yakın çevremizde, özellikle Ortadoğu’da konuşlanan füzeler bir kargaşa ortamı içinde hızla çoğalıyor. Menzili giderek artan ve kitle imha silahları taşıyabilen bu füzelere sahip olanlar arasında artık devlet dışı aktörler de var.

Daha önce ABD yapımı Patriot sistemi için müzakere yapıldı, ama fiyat ve teknoloji transferi nedeniyle anlaşma sağlanamadı. Ardından 2017’de Rus yapımı S-400 sistemi için yaklaşık 2,5 milyar dolar bedelli bir sözleşme imzalandı. S-400’ler bu yılın ikinci yarısında gelecek ve kurulmuş olacak.

Bu arada, Fransız-İtalyan üretimi Eurosam hava savunma sistemi ortak yapımı için 2018’de bir sözleşme imzalandığını, ABD’den Patriot için yeni ve daha uygun bir teklif geldiğini kaydedelim.

Türkiye ne yapmalı?

F-35 ve S-400, Amerika ve Rusya’nın geliştirdiği en ileri teknoloji ürünü askeri platformlar. Bu iki ülke söz konusu askeri sistemleri, ağırlıklı olarak birbirine karşı kullanmak amacıyla geliştirdi.

S-400’ler öncelikle ABD’nin balistik füzelerine karşı koruma sağlamak amacıyla ilk kez Moskova çevresinde konuşlandırıldı.

F-35’leri geliştiren ABD özellikle Rusya ve Çin’i düşünüyordu. Olası bir çatışmada S-400’ler ilk hedeflerden biri olarak görülüyor.

NATO üyesi bir ülkenin, Rusya ve Amerika’nın büyük ölçüde birbirine karşı geliştirdiği en gelişmiş askeri sistemleri bir arada edinmesi akla çokuygun çözüm değil.

Bu durum askeri doktrinde eksiğe işaret ediyor. Nasıl bir temel tehdit değerlendirmesi yapıldığını anlamak zor.

Bugüne kadar NATO ittifakı içinde böyle bir tercihte bulunan ülke olmadı. “Yunanistan S-300 aldı” iddiası ikna edici değil. O sistemin niçin Girit’te depoya atıldığı biliniyor. Ayrıca o dönemde, şimdi olduğu gibi istihbarat toplanması riski de yoktu.

Medyaya yansıyan bilgilere göre yetkililer, Türkiye semalarında uçacak F-35’lerin S-400’ler tarafından izlenmesi engellenecek diyerek ABD’yi ikna etmeye çalışıyor. Ancak arazide S-400’ün başında Rus teknisyen bulunmasa bile bunu garantisi yok. Sistemi işleten yazılımın denetimi tamamen Rusların elinde ve başka kimsenin müdahale edebilmesi mümkün değil.

Bu durumda Ankara’ya S-400 kurulursa Eskişehir’de F-35 uçurmak zor olacak.

Stratejik planlarda hayati rol oynayan bir askeri platformun riske atılmasına ABD’nin onay verme ihtimali yok denecek kadar az.

Esasen S-400 anlaşması çok isabetli bir karar değildi. Bu yazıda işaret edilen sorunlar 2017’de anlaşma yapılırken de biliniyordu. İki sistemin bir arada olmayacağı kolayca öngörülebilirdi.

Şimdi gelinen noktada Türkiye’nin önünde iki seçenek var: Ya S-400’leri, ya da F-35’leri seçmesi gerekiyor.

Ancak iş öyle bir noktaya getirildi ki, hangisi seçilirse seçsin, Türkiye’nin güvenilir ülke niteliği maalesef bir kez daha zedelenecek.

Mesela hassas teknoloji transferi konusunda, bu kadar zikzak yapan bir ülkeye ABD’nin de Rusya’nın da daha az istekli davranacağına işaret edelim.

Evet, Türkiye bağımsız bir ülke ve Ankara’nın seçme hakkı var. Hiç kimsenin zaten buna itirazı yok. Dilediğini seçebilir. İsterse NATO’dan da çıkabilir.

Ama diğer tarafların da seçme hakkı var.

Önerim, Türkiye’nin çıkarları gereği öncelikle S-400 anlaşmasını iptal etmesi. Bunun değişik çözümleri bulunabilir.

Türkiye’nin 5. kuşak savaş uçaklarına sahip olması ve bu teknolojiyi öğrenmesi gerekli. Bunun yolu F-35’leri almaktan geçiyor.

Ancak F-35’lerle ilgili yukarıda değindiğimiz gibi soru işaretleri var. F-35 siparişi içi tasarlanan 120 uçak sayısı şimdilik ciddi ölçüde azaltılmalı, yüksek sipariş sayıları için beklenmeli ve bu arada Türkiye kendisinin güçlü ortak olarak katıldığı üretim seçeneklerine ağırlık vermeli (6).

Ancak muhtemelen böyle olmayacak.

Ankara’da iktidar partisinde, Washington’da bürokrasi Türkiye’ye engel çıkarıyor, Trump ağa ile konuşur hallederiz havası hakim. Ama kazın ayağı öyle değil. Pentagon uzmanları “F-35’in güvenliği riske giriyor” dediğinde, Trump’ın farklı hareket etmesi beklenmemeli.

En muhtemel senaryo S-400’lerin gelmesi ve kurulması. İktidarın, Ortadoğu ve özellikle Suriye siyasetini büyük ölçüde Rusya’ya rehin etmiş olması da bu kararda elbet etkili olacak. F-35 teslimatı duracak. Özellikle medya önünde Ankara’dan fırlatılacak sert siyasi salvolar ve yandaş medyanın pompalaması sonunda ip en son kopma noktasına kadar gerilecek.

İş NATO’dan kopuşa kadar gidebilir. NATO üyeliğini bitiren resmi bir yöntem öngörülmediği için, Türkiye ittifakın siyasi ve askeri işbirliğinden fiilen dışlanabilir.

ABD’nin elinde, F-16’ların uçamaz olması dahil, Türkiye’nin güvenliğine ağır zararlar verme imkanı var. Türkiye’nin kavga ederek kendi 5. kuşak uçağını yapma şansı da yok.

Ankara’nın S-400’lerden vazgeçmesi belki uzun süren bir hırlaşma döneminden ve çıkarlarının iyicene hırpalandığını gördükten sonra, yumurta iyice kapıya gelince olabilir.

Muhalefetimiz ise, hemen hep olduğu gibi, ülkenin stratejik çıkarlarını derinden ilgilendiren bu konuda da dilsiz ve uyurgezer.

——————————————————————————–

(1)- Özerk silah sistemi: kendi başına hedefi bulup imha eden sistem.

(2)- http://www.ourcommons.ca/DocumentViewer/en/41-1/NDDN/meeting-15/evidence

(3)- Svenska Dagbladet, 11.3.2019, Stockholm.

(4)- Rostec, savunma ve ileri teknoloji ürünleri imal eden tüm Rus şirketlerinin bağlı olduğu Moskova’daki devlet holdingidir. S-400’leri üreten Almaz-Antey adlı devlet kurumu da Rostec’e bağlıdır.

(5)- https://www.kommersant.ru/doc/3507659

(6)-  Türkiye’nin kendisinin de güçlü bir şekilde içinde bulunduğu 5. kuşak savaş uçağı üretimi, karmaşık bir konu. Bu konuda bugün izlenen yoldan farklı bazı seçenekleri, daha ayrıntılı bir şekilde başka bir yazıda ele alacağız. Burada şu kadarını ifade edelim ki, NATO’yla çatışarak Türkiye’nin kendi 5. kuşak savaş uçağını üretmesi mümkün değil. Çünkü kullanılan ileri teknoloji donanımın büyük kısmını Amerika veya İngiltere’den alması gerekecektir.


  1. Cok etrafli ve dogru sekilde ozellikle Arap dunyasinin sorunlari ele alinmis. Sorunlarin Batili ulkelerin Musluman ulkeleri karistirma cabalari ve ozellikle…

  2. Sn. Ozdalga`nin isaret ettigi :”Amerika’da kullanılan meslek argosunda Biden’in dış politika çizgisi “liberal enternasyonalist” olarak niteleniyor. Enternasyonalist kavramı burada, özgürlükçü…

  3. Sn. Ozdalga`nin “Ana muhalefet liderinin seçim kazanma şansı olmaması partiyi tıkıyor. Bu aynı zamanda Erdoğan’ın en büyük avantajlarından biri.” tespitine…

%d blogcu bunu beğendi: